
BİR BABA HAYAL EDİN
Gözünüzü kapatın ve bir baba hayal edin. Hem evi geçindiriyor, hem felçli eşine annelik yapıyor, hem yemek pişiriyor, hem çamaşır asıyor, hem temizlik yapıyor. İşte böyle bir baba var. İsmi Nazif.
…
Nazif Amca elinde sıcak ekmeklerle asansöre bindi. Asansörü taze ekmek kokusu sardı. Tam hareket edecekken Burak son anda asansöre bindi.
“Mis gibi ekmek kokuyor. Babalar günün kutlu olsun Nazif Amca!” dedi daha yeni kalınlaşan ergen sesi ile.
“Bugün Babalar Günü müymüş? Burak, teşekkür ederim.” dedi hafif bir gülümsemeyle.
“Türkan teyze nasıl oldu?”
“Teyzen aynı, çoğunlukla uyuyor. Ben de kahvaltı hazırlayacağım, görüşürüz Burak.” diyerek beşinci katta indi.
Nazif Amca ailesine yüksek fayda veren, performansının üstünde emek harcayan bir eş, bir baba, bir komşuydu. Kimseye yük olmak istemeyen, ilişkilerine hassasiyet gösteren ve bu nedenle çevresinde çokça sevilen biriydi.
Son beş yıldır felçli eşine bakıyor ama bu durumundan hiç şikâyet etmiyordu. Onun bu vefasına komşuları da gıpta ediyordu. “Örnek alınacak bir eş” diye bakıyorlardı.
Adeta bir bebeğe bakar gibi bakıyordu eşine. Eşi için uykusundan, rahatından vazgeçebiliyordu. Eşi ondan razıydı ve Nazif Amca’nın gözlerinin içine sevgiyle bakardı.
Nazif Amca ailenin ne demek olduğunu çok iyi bilirdi. O ve kız kardeşleri ilkokul çağında öksüz kalmış, anne özlemiyle büyümüşlerdi. Annesini aklından hiç çıkarmamıştı. Anne kelimesi geçtiğinde gözleri dolardı. Büyürken karşılaştığı zorluklar Nazif Amca’yı hayata karşı güçlendirmişti. Bulunduğu şehirde öğretmen okulunu kazanan sayılı öğrencilerden biriydi.
‘Gençliğini yaşayamadı’ derler ya, işte Nazif Amca da öyleydi. Erken yaşta hayata atılmış, gerçek yaşamın ne olduğunu öğrenmişti.
Bir mesleği, düzenli hayatı ve ailesi olması gerektiğini çok erken fark etti. Okulunu uzatmadan bitirdi ve ilk görev yeri belli oldu. Konya! O bozkır ona yuva kuracağı kişiyi de getirmişti.
Atandığı okulda Türkan Teyze ile tanıştılar. Evlenmek için beklemediler ve hayatlarını birleştirdiler. Çok geçmeden ilk çocukları Mine dünyaya geldi. Dört sene sonrada oğulları Mehmet hayatlarına renk kattı. Böylece hayalini kurduğu yuvasına kavuşmuştu. O yuvayı da sonraki yıllar boyunca hep ayakta ve sıcacık tutmaya çalıştı.
Emekli olduktan sonra yerleştiği küçük kasabada, felçli eşi ile baş başa kalmıştı. Kızları okulu yurt dışında okumuş ve orada kalmaya karar vermişti. Mehmet ise aile mesleğini tercih ederek, tarih öğretmeni olmuştu. Olmuştu olmasına ama çalışmakla ilgili çok fazla hedefi yoktu. Neredeyse kasabadaki her okulda çalışmış ama dikiş tutturamamıştı. Dolayısıyla ne çevresine ne de kendisine bir fayda verebiliyordu.
Mehmet’in yaşıtları evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştı. O ise, ‘Armudun sapı, üzümün çöpü’ diyerek bekâr kalmayı tercih etmişti.
Nazif Amca, ölmeden torunu sevmek, gelininin elinden çay içmek istiyordu. Türkan Teyze de oğluna düşkündü. Dünya gözü ile düğününü görmek torununu kucağına almak istiyordu.
Mehmet’e göre evlenmiş olmak için evlenilmezdi. Babasına göre ise, artık uçak çoktan kalkmış, oğlunun seçme hakkı kalmamıştı. Onlar öldükten sonra ne olacaktı? Mehmet tek başına nasıl yaşamını devam ettirecekti?
Çalışmaya ve evlenmeye gönlü olmayan oğlu için bir baba olarak endişe ediyordu. Zamanında eşi Türkan Hanım oğlunu çok şımartmış, onu prens gibi yetiştirmişti.
“Hanım bunu koruma, bu kadar saat uyumasın, yatağını bari kendi toplasın.” dese de sözünü dinletememişti. Şimdi oğlu sağlıklı olmasına rağmen, eve bir fayda vermiyordu. Bu durum herkesin zoruna gidiyordu fakat bu saatten sonra bir şey değişir miydi? Nazif Amca hayatı boyunca çok fazla öğrencisinin hayatını gözlemlemişti.
Hep şuna inanıyordu;
Zaman her şeyin ilacıdır ve ancak zamanla bir şeyler değişebilir.
İnsanoğlu öğrenen, gelişen, bulunduğu yere fayda veren donanımlı bir canlıdır. Yeter ki hedefi olsun ve harekete geçsin.
Tüm canlılar bulunduğu ortama bir şekilde fayda verir. Bir kelebek narinliğiyle görsel anlamda bizlere haz verir. Ama arıdan farklı olarak polenleri çok daha uzak mesafelere taşıyabilir.
İnsanoğlunun hayatta fayda veren tarafta olması ilişkilerini olumlu anlamda etkiler. Başlangıçta insanın önce kendi yaşamına fayda vermesi gerekir. Fayda, merkezden dışa doğru sudaki halkalar gibi genişler ve zamanla çevreye yayılır.
Aile üyelerinin bulunduğu ortama katkı sağlıyor olmaları ve birbirlerinin ihtiyaçlarını gideriyor olmaları, hem bireyi hem de aile bağlarını güçlendirir.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (14)
I. GÜL dedi ki
3 Ağustos 2026yeter ki umudu kaybetmeyelim... :)
Zeynep B. dedi ki
1 Eylül 2026Fayda vermeyi düşünerek hareket etmeyi amaç haline getirebilirsek ne güzel olur 😊
Nükhet Şen dedi ki
3 Eylül 2026Ne tatlı biri Nazif Amca :)
Ne güzel bir örnekimran dedi ki
17 Eylül 2026günümüz çocuklarının çoğu prens ve prenses gibi büyütülüyor maalesef :(
S.O dedi ki
17 Eylül 2026Fayda verdiğin müddetçe bir anlamın vardır… 🫠 fayda veren olabilmek dileğiyle
Dilek Yaşar dedi ki
17 Eylül 2026Anne baba olarak evladına düşkün olmak. sonu umdukları gibi gitmeyecektir...
Sema dedi ki
17 Eylül 2026Zaman her şeyin ilacı 🍃💚
Mine dedi ki
17 Eylül 2026Ne kadar fayda o kadar anlam :)
SKuzeyi dedi ki
17 Eylül 2026Etrafa fayda vermeyi unutmamak dilegiyle...
GÖNÜL KILIÇ dedi ki
17 Eylül 2026Yeterki amacına doğru küçük hedeflerle başlasın...
vildan burci dedi ki
17 Eylül 2026Bazen biz mücadele verirken sevdiklerimizi yetiştirmekte zorlanabiliyoruz. Kaleminize sağlık...
Deniz dedi ki
17 Eylül 2026Fayda merkezden dışa doğrusundaki halkalar gibi genişler. Ne güzel bir ifade. Bulunduğumuz yerde ihtiyaç gören olabilmemiz gerekir.
Ayşe C. dedi ki
21 Eylül 2026İnsanlara faydamız kadar bir anlamımız var. Fayda vermeyen kişi bir süre sonra göze batmaya başlıyor, tıpkı Mehmet gibi...
Nükhet Şen dedi ki
24 Eylül 2026Hepimizin ortak amacı aile bağlarımızı güçlendirmek. bunun yapabilmenin yolunu gösteren güzel bir yazı
