
BİZİM ÇOCUĞUMUZ BİR BİREY (Mi?)
Aydın ailesinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmişti Cemre. İki abisinden sonra göz aydınlığı olmuştu doğduğu eve. Evin en küçüğü, herkesin bir dediğini iki etmediği prensesiydi. Annesi ayrı, abileri ayrı pervane olurdu peşinde.
Babasının ise ona bakınca içi titrerdi ama pek belli etmezdi, uzaktan severdi Cemre’yi. Ona hiç laf söyletmez, yorulmasını istemezdi. Çoğu zaman “sen bırak kızım, annen yapar” derdi.
Yaşadıkları bölge kışıyla nam salmıştı memlekette. Öyle sert geçerdi ki kış mevsimi, geldi mi gitmek bilmezdi. Evleri de okula bir hayli uzaktı. İki dağın arasında, dar bir boğazdan geçilerek gidilirdi.
Annesine kalsa Cemre’yi bırakın okula göndermeyi, evden dışarı çıkarmazdı ama taşımalı eğitim olunca ses çıkaramamıştı. Babası da “kızım okuyacak” der, başka bir şey demezdi.
Bir gün Cemre okuldan dönerken servis arabasının üzerine çığ düşmüştü. Çok şükür ki servis şoförü tecrübeliydi de zamanında fren yapabilmişti. Böylece araç kara fazla gömülmediği için arama kurtarma ekipleri çok çabuk müdahale edebilmişti. Cemre’nin annesi o günü unutamıyordu. Haber geldiğinde korkuyla kazanın olduğu yere gitmişler, bir yandan ağlayıp bir yandan dua ederek beklemişlerdi. Babası ise haberi sonradan almış, yüreği sıkışmış, eve gelir gelmez Cemre’ ye sımsıkı sarılmıştı.
O gün Cemre arabadan sağ salim çıkmıştı ama sonrasında daha da üzerine titrenilen bir çocuk olmuştu. Burnu aksa annesi telaşlanıyor, uyurken bile yanından hiç ayırmıyordu. Cemre on dört yaşına gelmişti ve halen beraber uyuyorlardı. Annesi Cemre’ye olan aşırı düşkünlüğünü kabul etmiyordu. Evde uygun oda olmadığından yakınıyordu.
Cemre ise annesine kök söktürüyordu. Yapılan yemeği beğenmiyor, sofraya bile oturmuyordu. Annesine gece vakti istediği yemeği yaptırmayı başarıyordu. İstediği olmadığında sinirlenen, annesine kötü davranan ve evde sorun çıkaran geçimsiz bir çocuk olmuştu.
Babası da pek farklı değildi. Sofra hazırlanıyor, kaldırılıyor, temizlik yapılıyordu ama babası Cemre’ye hiçbir iş yaptırmıyordu. “Sen dersini çalış” diye odasına gönderiyordu. Koca kız olmuştu ama yumurta kırmayı bile beceremiyordu.
Aslında Cemre’nin bu halinden ikisi de şikayetçiydi. Ve bu durum evde annesi ile babası arasında da soruna neden oluyordu. İkisi de birbirini suçluyor “bu çocuğu şımartan sensin’” diyorlardı. Oysa her ikisinin de amacı çocuklarının iyiliğiydi. Onları güzel yetiştirmek istiyorlardı her anne baba gibi.
Peki, Cemre gerçekten böyle giderse hayatının sorumluluğunu alabilen bir birey olabilir miydi?
Anneler ve babalar çocuklarını çok severler ancak konu onları yetiştirmeye geldiğinde bazen hata yapabilirler.
Çocuklarını mutlu edeceklerini düşünürken onlara istemeden zarar verebilirler.
İyi anne, iyi baba olabilmek adına çocuğa “hayır” diyemediklerinde onun ihtiyacını değil isteğini vermiş olurlar.
“O bir birey isteklerine saygı duyalım” diyerek her istediği yapılan çocuk bencilleşir, anne babasına nankörleşir. Ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki sevgiden çok bağımlılığa veya çıkar ilişkisine dönüşmeye başlar.
Çocukları bir birey olarak kabul etmek onların her istediklerini yapmak değildir aslında.
Henüz ne yapması gerektiğini bilmeyen, yaptığının sorumluluğunu almayan çocuk nasıl birey olabilir ki? Ancak yetişmiş bir kişi birey olarak kabul edilebilir. O nedenle çocuk yetiştirmek, onu hayata hazırlanmak demektir. Bu da ona yaşı ve gücü doğrultusunda sorumluluklar verilerek olur.
Sorumluluk bir sürecin sonuçlarını yaşamakla olur. İnsan aldığı kararın, yaptığı davranışın sonuçlarını göze alabildiği zaman sorumluluk almış olur. Her karar içinde bir risk taşır.
Her insan yaş aldıkça, yaşına uygun işler ve sorumluluklarla yetişir. Yaptığı hataların bedelini ödemek onu olgunlaştırır. Ancak böyle yetişkin bir bireye dönüşür. Yetişmemiş bir elma, portakal ve kiraz fidanının meyve vermesi gibidir insanın yetişmesi de. Yetişmeyen insan da meyve vermeyen ağaç gibidir. Faydası ve keyfi olmaz.
Her doğan büyür ama asıl mesele yetişkin olmasıdır kişinin. Yoksa yaşlanır ama bir birey olarak kabul edilemeyebilir.
Ham meyve insanın ağzınızı burar, lezzet vermez. Tıpkı daha yetişmemiş çocuğumuzu birey olarak gördüğümüzde başımıza gelecekler gibi…
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (24)
Zeynep B. dedi ki
8 Haziran 2026"Her doğan büyür ama asıl mesele yetişkin olmasıdır kişinin." Ne güzel bir cümle...
Ilaha Guluyeva dedi ki
10 Haziran 2026Tıpkı soğanın ham, acı halinden kızgın yağda tatlıya dönüştüğü gibi, insan da hayatla beraber pişmeli. O zaman yemek de, insan da tatlı olur. :) (Soğanı sevmeyenler sevdikleri sebzeleri düşünebilir :D)
SKuzeyi dedi ki
18 Haziran 2026Büyütmek ve yetistirmek arasında farklar var..
ZEHRA NUR dedi ki
16 Temmuz 2026Emekle ilmek ilmek yetiştirebilen guzel anne babalar...
Emeginize saglik
S.O dedi ki
16 Temmuz 2026Doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişiye hayır diyebilmek karşındaki insanın lehinde olmak demektir.
Mine dedi ki
16 Temmuz 2026Bir çocuğu her şeyden sakınmak ona yapılacak en büyük kötülüktür...
Nurdan Şahin dedi ki
16 Temmuz 2026Sorumluluk bir sürecin sonuçlarını yaşamakla olur. Ne kadar güzel. Her bireyin kendi hayatında sorumluluklarını alıp süreçten keyif alması ümidiyle :)
Zeynep Kaya dedi ki
16 Temmuz 2026Ham meyvenin faydasının da lezzetinin de olmaması… Böyle büyütülen çocuklarla benzetilmesi ne kadar da doğru…
Nükhet Şen dedi ki
16 Temmuz 2026İyi ebeveyn olmayı her anne baba istiyor ve bunun için de çok fazla emek harcıyor. İnsanın hayatında çok önemsediği bir rol.. ama belki de en çok hata yaptığı yerlerin başında geliyor.
Ayşe B. dedi ki
16 Temmuz 2026Ebeveynler evladının kötülüğünü istemez, ve ona en son zarar verecek insandır ama, doğu davranmazsa farketmeden ilk zararıda overiyor.
Aysegul K. dedi ki
16 Temmuz 2026İnsan ancak konfor alanından çıktığında gelişir. Bu, hem çocuklar hem de yetişkinler için geçerlidir. Çocuk büyütmek başka, çocuk yetiştirmek başkadır.
Merve dedi ki
16 Temmuz 2026Şuan çoğu ailenin, çocuğunun isteklerine yetişememesi , doyumsuz, geçimsiz bir insan olmasından muzdarip olduğunu çok sık duyuyoruz.
O sebeple bu bilgileri anlayıp uygulayan ebeveynler çocuklarının ilerki hayatı için ne büyük bir şey yapıyorlar…Atiye dedi ki
16 Temmuz 2026Maalesef etrafimiz Cemreler le dolu. Bu yazıyı herkesin okuması lazım.
Deniz dedi ki
16 Temmuz 2026Biz anne babalar her isteğini yapıp üzerine titreyince iyi olacak zannediyoruz. Ancak öyle olmuyor. Güçsüz bireyler yetişiyor. Elinize sağlık.
Vildan dedi ki
16 Temmuz 2026Günümüzde ne çok çocuğu sadece büyütüyoruz. Okulda başarılı olsunlar derken hayatta nasıl güçlü olacaklarını öğretemiyoruz. Yazınız düşündürücü
Nalan Yıldız dedi ki
16 Temmuz 2026Anne babalar çocukları için yaratılmadılar
Kıvamında bir aile için hep birlikte eğlenen, herkesin payı kadar sorumluluğunu aldığı bir ilişki çocuğun yetişmesine sebebiyet verirŞerife Ç. dedi ki
16 Temmuz 2026İnsan bazen en sevdiklerine en büyük zararı yine kendisi verebiliyor...Mesele kıyamam dediklerime iyi gelmek, o iyi olsun mu istiyorum? Yoksa onun gözünde iyi görünmek mi istiyorum...? Düşünülesi ince bir çizgi🤔
Tuğba dedi ki
16 Temmuz 2026bazen çevreme şu soruları soruyorum, 9-10-11 yaşındaki çocuklarınız neyi ne kadar araştırmış ya da deneyimlemiş olabilirler ki? bir konuda fikri oluşsun.. ya da siz ona fikri varmış gibi davranasınız... ?
Ayşe Candan dedi ki
16 Temmuz 2026Nasıl ki kuşun yavruları belli bir zaman sonra gelişip kanatlanıp yuvadan uçup gidiyorsa, çocuklarımızın da bir gün kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmesi, hayata karşı güçlü veya güçsüz olması tamamen biz yetişkinlerin yetiştirmesine bağlı...
GÖNÜL KILIÇ dedi ki
17 Temmuz 2026Kendisine ve çevresine faydalı bireyler yetiştirebilmek dileğiyle... Ve Faydayı Güzel verebilmek...
GÖNÜL KILIÇ dedi ki
26 Temmuz 2026Üzerine titrerken zarar veriyor olduğumuzu keşke bilebilseydik...
Emel K. dedi ki
27 Temmuz 2026Büyür ama yetişemez..
vildan dedi ki
28 Temmuz 2026Ayarı kaçırmak, kıvamdan çıkmak, aşırılaştırmak, iyi kötü her davranış için sonunda zarara yol açıyor.
Deniz dedi ki
29 Temmuz 2026Çocuk yetiştirmek her istediğini yapmak değil ihtiyacını verebilmek aslında. Bunun ayrımını yapabilmek dileğiyle. Elinize sağlık.
