EMEKSİZ KIYMET OLMAZ

EMEKSİZ KIYMET OLMAZ

EMEKSİZ KIYMET OLMAZ

3 dk okuma

Ütü buharının çıkardığı sese kızının sesi de eklendi.

"Bıktım bu ütüden, yine su akıtıyor. Temizlenmesi lazım"

Zeynep, kızının yine kendisinden bir iş beklediğini düşündü önce. Sonra da ütüsünü kendisinin yapıyor olmasına şükretti. Geçen haftaya kadar ütüye elini bile sürmemişti. Bir de annesinin yaptığı ütüyü beğenmez, söylenirdi.

"Çok şükür" dedi gülümseyerek Zeynep ve topladığı yaprakları özenle sarmaya devam etti.

Zeynep'in tek istediği mutlu olmaktı. Onun zihninde mutlu olmak; akşam yemeğini kızıyla beraber yemek ve birlikte televizyon izleyip diziler hakkında kritik yapmaktı. Oysa tartışmadan geçen tek bir akşam hatırlamıyordu son zamanlarda. Kızı sürekli şikâyet ediyor, bir türlü mutlu olamıyordu.

Zeynep, kızına 'Gülay'  ismini neden koyduğunu hatırladı. O hep gülsün istemişti.

Oysa Gülay hep bir eksik bulur, hiçbir şeyi beğenmezdi. Herkesin ona hizmet etmek için yaratıldığını düşünürdü. Bu yüzden hiçbir şey yeterli gelmezdi ona. Kimseyi beğenmiyordu ama kendi de pek bir şey yapmıyordu aslında.

Zeynep, sarmalarını bitip balkona hava almaya çıktığında; apartmanın önündeki büyük nakliye aracını gördü. Giriş kattaki boş daireye nihayet biri taşınıyordu. "Umarım iyi insanlardır" diye geçirdi içinden.

Ertesi gün pazara giderken kapıda tanıştı yeni komşusuyla. Sadece isminin Emel olduğunu ve Ankara'dan geldiklerini öğrenebildi ayaküstü. Zeynep ertesi sabah yeni pişirdiği sarmalardan küçük bir tabağa dizip 'hoş geldin' karşılamasının ikinci adımını yaptı.

Emel Hanım'ın davetiyle bir kahve içmek için içeri girdi. Salona geçtiğinde genç, güzelce bir kız geldi, elini öptü Zeynep'in.

"Kızım Aysel" diyerek tanıştırdı kızını Emel Hanım.

"Kahvenizi nasıl alırsınız?" sorusu hem şaşırttı hem memnun etti Zeynep'i. Aysel kahveler biter bitmez fincanları topladı. Mutfağa giderken "Ben makineyi boşaltır sonra çıkarım anne. Bugün dersim geç başlıyor" dedi annesine. Zeynep kızın arkasından baka kalmıştı.

Zeynep'in bakışlarını yakalayan Emel Hanım açıklama yapma gereği duydu.

"Küçük yaşta babasız kaldı. Kimsemiz yoktu, birbirimize tutunduk bu hayatta. Her şeyi birlikte yaptık bugüne kadar. Bu bizi birbirimize daha da bağladı."

Zamanla daha sık görüşmeye başladı iki komşu. Zeynep her seferinde komşularının anne-kız ilişkisini imrenerek izliyordu. Aysel her konuda annesine yardımcı oluyordu. Temizlik, alışveriş, hemen her şey elinden geliyordu kızın. En çok da kızın okul birincisi olduğunu öğrenince şaşırmıştı Zeynep. Anne kızın birbirlerini çok sevdikleri belliydi. Hiç birbirlerine seslerinin yükseldiğine de şahit olmamıştı. Evlerinde bir sekine, huzur vardı insanın içini ferahlatan.

Komşusu anlatırken Zeynep bir yandan düşünüyordu. Kendisi de küçük kızıyla bir başına kalmıştı yıllar evvel. Ama Zeynep kızına hiç pay vermemişti hayattan. O üzülmesin, o yorulmasın, o dersini çalışsın diye hiç iş yaptırmamıştı kızına. Onun bir dediğini iki etmemek için hem evde, hem dışarda çalışmıştı yıllarca. Tek amacı onu mutlu görmekti. Oysa şu an geldikleri noktada kızı ne mutlu, ne de becerikliydi.

Evi otel gibi kullanıyordu Gülay. Kızının hiç "bizim evimiz" dediğini hatırlamıyordu. Bırak evi temizlemeyi, odasına oda demek bile fazla olurdu. Zeynep temizlemese tozdan girilmez, giyecek çamaşır bulamazdı kızı. Derslerini bahane ederdi hep annesi ondan yardım istediğinde. Geçen yıl derslerine ne kadar çalıştığı belliydi. Bu sene alttan üç ders daha alması gerekmişti. Hayattan pay vermediği kızının, dersleri de iyi değildi.

Hatasını anlamıştı Zeynep. Kızının iyiliği için uğraşırken ona en büyük kötülüğü kendi etmişti. Aysun'un evini sahiplenmeyip, annesine kıymet vermemesinin nedeni işte buydu.

İnsan emek verdiği şeye kıymet veriyordu.

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.