IŞIKLARI YAKMAK

IŞIKLARI YAKMAK

IŞIKLARI YAKMAK

3 dk okuma

Salonun ışıkları sönmüştü. Yalnızca köşedeki abajur aydınlatıyordu odayı. Işığı, duvarlarda titreyen gölgeler bırakıyor; sanki yıllardır söylenmemiş cümleleri ortaya çıkarıyordu. Kardeşler uzun zamandır böyle baş başa kalmamışlardı. En son, en küçükleri lisedeyken aynı evde sabaha kadar konuşarak geçirmişlerdi geceyi. Şimdi ise herkes büyüyüp evlenmiş, çocuk çocuğa karışmış, hayatın içine dağılmıştı. Uzun süre sonra nihayet bir araya gelmişlerdi. Bu gece hepsi yeniden kardeşti.

Çay bardakları dolup boşaldı, konu konuyu açtı. Eski günler yad edilirken önce kahkahalar yükseldi. Anneleri kızmasın diye örtülen yaramazlıklar, babalarından gizlenen küçük büyük hatalar, paylaşılan küçük korkular... Gecenin ilerleyen saatlerinde konuşmalar ağırlaştı, cümleler derinleşti.

"Biz olaylara hep kendi penceremizden bakmışız" dedi en büyükleri.

"Kardeş olsak bile kim ne yaşadı, pek düşünmemişiz."

Ortanca kardeş başını salladı. "Büyüklerin hatırladığını küçükler hatırlamıyor. Küçüklerin yaşadığını da büyükler fark etmiyor."

Derken konu çocuklara geldi.

Birinin oğlu annesine bağırıyordu. Birinin kızı babasıyla konuşmak istemiyordu. Bir diğeri her şeyi hak sayıyordu.

Salonda bir sessizlik oldu.

"Biz anne babamıza böyle miydik?" diye sordu en küçükleri.

Kimse hemen cevap veremedi. Çünkü cevap belliydi.

Onlar annelerine ses yükseltmezdi. Babalarını üzmekten çekinirlerdi. Birbirlerini kollarlar, birinin canı yanınca hepsinin içi acırdı. Ama şimdi...

Bir bardak suyu bile kardeşine götürmek istemeyen çocuklar yetişmişti ellerinde.

Gece ilerledikçe yüzler ağırlaştı. Herkes kendi evini, kendi çocuğunu, kendi yanlışlarını düşünmeye başladı.

Büyük kardeş koltuğa yaslandı. Gözleri abajurun ışığında dalgın dalgın titreyen gölgelere takıldı. "Bizim annemizle babamız..." dedi yavaşça, "Birbirlerine hiç yüksek sesle konuşmazlardı."

Herkes başını kaldırdı.

"Sanki bambaşka bir hayatta, bambaşka bir gezegende kalmış gibiydi o çocukluk günleri."

Ortanca kardeş araya girdi:

"Babam annemin sözünü çocukların önünde hiç bozmazdı. Annem de babamınkini. Bir şey söylerken göz göze gelirlerdi. Sanki sessizce anlaşırlar gibi..."

En küçük kardeş fısıldadı:

"Biz onların kavga ettiğini değil, çok iyi bir takım olduğunu gördük."

Bir süre sustular. Sonra konu ister istemez kendi evlerine geldi.

Büyük kardeş içini çekti:

"Ben eve yorgun geliyorum. Eşim de yorgun. Ama biz yorgunluğumuzu paylaşmak yerine birbirimize yüklüyoruz. Ben oan o bana aynı soruyu soruyor... 'Sen bütün gün ne yaptın?' Çocuklar da bunu duyuyor."

Ortanca kardeş gözlerini yere indirdi:

"Bizim evde de hep hesap, kitap var. Kim ne yaptı, kim ne yapmadı... Oysa annemle babam görev değil, yük paylaşırlardı."

En küçük kardeş yutkundu:

"Biz eş olmayı unutmuşuz. Yan yana durmak yerine karşı karşıya duruyoruz."

Salonda yine bir sessizlik oldu.

Büyük kardeş devam etti:

"Çocukların yanında eşimizi eleştiriyoruz. 'Anneniz anlamaz', 'babanız yine yapamadı' diyoruz. Oysa bizim anne babamız bunu hiç yapmazdı."

Ortanca kardeş acı acı gülümsedi:

"Babam annemin yemeğini beğenmediğinde bile 'eline sağlık"'derdi. Annem de babamın kazandığı parayı küçümsemezdi. Biz ise çocukların önünde birbirimizin emeğini yok sayıyoruz."

En küçük kardeş başını kaldırdı:

"Belki de çocuklar bizi rakip gibi görüyor."

Bu söz odada ağır ağır yankılandı.

Büyük kardeş yavaşça ekledi:

"Biz evlilikte romantik olmayı, iyi görünmeyi öğrendik... Ama eş olmayı öğrenemedik. Eksikleri tamamlamayı, yükü bölüşmeyi, arkamızı kollamayı da..."

Ortanca kardeş mırıldandı:

"Babam çatıydı, annem duvar. O evi bize yuva yapmışlardı. Biz ise çatıyı ben yaptım, bende duvarı yaptım, diye didişmekten çocuklarımıza yuva olamadık. Ve çocuklar bu evin güvenli bir yer olduğunu hissedemedi"

O gece kardeşler yalnızca çocuklarını değil, kendilerini de yeniden görmüş oldular. Her biri, eş olmayı ihmal ettiklerinde çocukların da nasıl savrulduğunu ilk kez bu kadar net fark etti. Artık biliyorlardı ki;

Çocuklar, söylenen sözlerden çok, yaşanan ilişkiyi örnek alıyordu.

Birbirine saygı duyan bir anne ve baba, evin içindeki en güçlü öğretmendi.Kırıcı değil, onarıcı olmayı seçen her çift, çocuklarına güvenli bir dünya bırakıyordu.

O gece alınan karar sessiz ama derindi:

Önce eş olacaklardı.

Sonra anne ve baba...

Ve belki o zaman çocuklar, yeniden sevgiyle büyüyecekti.

Önce kadın ve erkek, sonra ailenin ışığı yanacaktı, sonrası sonra...

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.