KARDEŞ PAYI

KARDEŞ PAYI

2 dk okuma

Hastane odası bir anda bebek ağlamasıyla yankılandı. O küçücük bedenden o ses nasıl da çıkmıştı. Herkesi başına toplamayı başarmıştı.  Ahmet annesine baktı, kucağında bir bebek vardı. Aklında ise deli sorular!

"Annem beni de böyle sevmiş miydi?"

"Acaba artık hep kardeşimle mi ilgilenecek?"

Sarı saçları gözlerini kapatıyordu. Hem böyle olması da iyiydi, kardeşine olan kaçamak bakışlarını gizliyordu. Bir anda babası elini omzuna koydu. Babasıyla göz göze geldi. Ne kadar da mutluydu.

O doğduğunda da bu kadar mutlu olmuş muydu?

Anne ve babasının kucağındaki tahtını artık bir başkası ile paylaşmak zorundaydı.

Şimdilik kardeşi zararsız, çok küçük görünüyordu. Ona karşı bir korumacılığı ve sevgisi vardı sanki.  Peki ya sonra! Acaba annesi ile babasının kucağından başka neleri paylaşmak zorunda kalacaktı?

Ya çok sevdiği şeyleri de ona vermek zorunda kalırsa ne yapacaktı? Belki de kendisinden izinsiz, ona sormadan alacaktı. Ahmet ki eşyalarına ve oyuncaklarına pek düşkündü. Hele bir de kardeşinden yana olup "o senin kardeşin" derlerse ne yapacaktı? Bunu zaman gösterecekti.

Şimdi ise minik bir el Ahmet'in elini tutup parmaklarını sarmıştı. Yüzünde istemsiz bir tebessüm belirdi, o artık abi olmuştu. Başına neler geleceğini kestiremiyordu ama şu an kalbinde bi sıcaklık oluşmuştu bile.

Kalbindeki o sıcaklığı ne kadar koruyabilmişti bilmiyordu ama artık ikisi de kocaman olmuş ve çocukluktan çıkmıştı.

Evde bazen kahkaha sesleri, bazen de kavga sesleri yükseliyordu.

Annelerinin;

"Paylaşmayı öğrenin artık! Siz kardeşsiniz!"  söylenmeleri hala devam ediyordu.

Anne baba olarak iki kardeşi birbirinden ayırmıyorlardı ama yine de bir şekilde kavga çıkıyordu.

"Onunki daha büyük, benimki açık renk, onunkinde şu var, benimkinde bu yok..."

Bu liste böyle uzayıp gidiyordu. Bazen karı koca çaresizce birbirlerine bakıp "ne yapsak?" diye düşünüyorlardı.

Bir çocuğa 'paylaşma' kavramı nasıl anlatılırdı? Ya da 'kendi payına razı olmak', ya da 'başkasının payına göz dikmemek', 'elindekiyle yetinmek ve mutlu olmayı bilebilmek'.

Tüm bunları nasihat etmek işe yarar mıydı?

Belki de çok küçükken, çok basit şeylerden başlanabilirdi.

Hep beraber oturulan sofrada ortak yenen bir salata tabağı olsa. Herkes tabaktaki en sevdiği şeyi yese. Ya da uzun süredir eve alınmayan herkesin sevdiği bir yiyecek alınsa. Bir kişi diğerlerini düşünmeden hepsini yese.

Şimdi bu ailede büyüyen bir çocuk paylaşmayı öğrenebilir mi?

"Kardeşime de ayırayım", "eşim de sever, ona da bırakayım", "hep beraber yeriz" diyebilmek.

İnsan böyle bir ailede büyüdüğünde nasıl bir birey olur? 

İşte o masadaki çocuk salatanın hoşuna giden yerini yediğinde ve kardeşini düşünmediğinde paylaşmayı öğrenemez ki.  Bir de üstüne eğer onun önündekinin daha iyi olduğunu düşünürse orada kıskançlık başlar.

Başkasının sahip olduğu şeylere zaman zaman sahip olmak isteyebiliriz. Kıskançlık doğal bir duygudur. Bize düşen bu duyguyu kontrol edebilmektir.

Kardeşler arasındaki duygu, kaygı barındırıyorsa bu kıskançlık değildir. Bir çocuk kardeşi için kaygılandığında bu aradaki bağın işaretidir. Aradaki bağ da ancak birbirine verilen emeklerle güçlenir.

Bir çocuk kardeşinin bezini çöpe attıkça, düşen emziğini ağzına koydukça, minik ellerini sevdikçe kıskançlık yerini sevgiye bırakır. İşte o zaman payına düşenden de vermeye başlar ve o zaman kardeşi de onun için değerli olur.

Küçük yaşta kardeşine pay ayıran bir kalp, yarın ona düşen paya saygı gösterecektir.

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.