KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞMAK

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞMAK

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞMAK

3 dk okuma

Bir varmış bir yokmuş…

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde her tarafı mis gibi çiçek kokan küçük bir köy varmış. Bu köyde çalışkan dört kişilik bir çiftçi ailesi yaşarmış.

Ailenin göz nuru iki çocuğundan Ayşe dokuz, Ali ise beş yaşındaymış. İkisi de ekim ve hasat zamanında sabahın erken saatinde tarlada olurlarmış. Herkes gücü yettiğince bir işin ucundan tutarmış.

Güneş doğduktan ve hava iyice ısındıktan sonra, yemek molası verirlermiş. Hepsi semaverde pişecek çay için işleri paylaşırmış. Baba baltayla odunları bölerken, Ali küçük elleriyle çalı çırpı toplarmış.

Anne kız ise sofraya evden getirdikleri yiyecekleri yerleştirirmiş.

Fasulye tarlasının ortasına çok güzel bir çardak yapmış Hasan Bey. Bütün yaz tarlada işleri olduğunda hepsi onun altında soluklanırmış.

O gün de yazın en sıcak günlerinden biriymiş. Öyle ki, nerede ise semaverin altını yakmak için kibrite bile gerek yokmuş.

Hatice Hanım, doğup büyüdüğü bu toprakların sıcağına alışık olmasına rağmen o bile;

“Hasan bu gün başka türlü bir sıcak var. Çayı az yapalım, bu sıcakta insanın canı sıcak bir şey istemiyor.”

Hasan Bey elbette erkek evlat diye oğlunu çok severmiş. Ama kızına da başka türlü düşkünmüş. Küçükken Ayşe’nin saçlarını babası örer, sonra da kucağında uyuturmuş.

Bir gün, her zamanki gibi çardakta dinlenirken koşarak komşuları gelmiş;

“Hasan, Hasan! Koşun! Eviniz yanıyor!”

Arkasından duyulan siren sesleri ve gökyüzündeki duman…

Hasan Bey önde, çocuklar arkada eve koşmuşlar. Yangını söndürmeye, birkaç eşyayı da kurtarmaya çalışmışlar. Fakat nafile, evleri yarım saat içinde kullanılamaz hale gelmiş. Hatice Hanım’ı en çok sevindiren şey; bir kenara koyduğu üç altın bileziği bulmak ve çocukların odasında yanmadan kalan sandığa ulaşmak olmuş. O sandıkta anneannesinden kalan aile yadigârı örtüler, çocukların küçüklük kıyafetleri, kimlikleri ve Hasan Bey’in babasından kalma tespih varmış.

Anne, gözleri yaşla dolu;

“Şükürler olsun ki hepimizin canı sağ. Ailemizi hatırlatacak şeyler de yanmamış. Dünya malı varsın gitsin yeniden yerine gelir” demiş.

Baba da başını sallayarak;

“Cana geleceğine mala gelsin şükürler olsun ki birlikteyiz. El birliğiyle çalışır yine evimizi yaparız” demiş.

İkisi böyle söylese de akşam nerede kalacaklarını bilmiyorlarmış. Çünkü birbirlerinden ve çocuklarından başka her ikisinin de kimseleri yokmuş. O yüzden kara kara nereye gideceklerini düşünmeye başlamışlar.

Tam o sırada köyün muhtarı ve komşular birer birer yanlarına gelmiş.

Muhtar elini babanın omuzlarına koyup;

“Bu akşam bizim misafirimizsiniz. Sonra da size okulda yer ayarlarız. Şimdi nasılsa tatildeyiz. Bu evi de hep birlikte yeniden yapacağız, üzülmeyesin. Kışa girmeden nasipse bitirmiş oluruz.”

Sonraki günler belki de her insanın hayalini kurduğu o toplum dayanışması yaşanmış.

Komşulardan biri;

“Bizim bahçe tahta dolu” demiş.

Bir başkası;

“Bende de fazladan kiremit var. Hepsini kullanabilirsiniz” diye eklemiş.

Bir diğeri;

“Ev bitsin bizde de annemin evinden gelen bir dolu eşya var” demiş.

Köyün kadınları her gün sıra ile yemek pişirmiş. Gençler taş taşımış, duvar örmüş. Yaşlılar dua etmiş, çorba kaynatmış. Çocuklar ise su taşıyıp herkesi serinletmiş.

Toplum, içindeki bireyleri daha ileriye taşıyorsa anlamı vardır.

Günümüzde her ne kadar “bunlar ancak masallarda kalmış” dense de, bir arada olmanın amacı bu değil midir?

Hasan Bey;  

“Bu toplumun bir parçası olduğum için nasıl da şanslıyım. Biz bir evimizi kaybettik ama gördük ki kocaman bir ailemiz varmış.”

Gerçekten de kış bastırmadan evleri tamamlanmış. Eski evlerinin yerinde yalnızca yenisi inşa edilmemiş. İçinde sevgi, dayanışma ve emek olan sıcacık bir yuva örülmüş.

Aynı zamanda da tüm kasabanın gurur kaynağı olmuş. Çocuklar, insanlar birbirine yardım ettiğinde tüm zorlukların aşılabileceğini görmüşler.

Bir ev onca insanı kalabalıktan topluluğa çevirmiş. Herkesi birbirine kenetlemiş, gerçek bir aile olmuşlar.

Aile olmanın da, topluluk olmanın da sırrı;

·      Herkesin birbirinin ihtiyacını karşılayıp, aldığından fazlasını vermesidir.

·      Aynı yöne bakabilmektir.

·      Paylaşabilmektir, çünkü

“Sevinç paylaştıkça çoğalır, sıkıntı paylaştıkça azalır.“

Aile olabilmeyi başarmış bu güzel insanlar, çocuklarına okulda öğrenmeleri kolay olmayan bir şeyi öğretmişler; topluluk olmayı.

Gerçek zenginlik, sahip olunan eşyalar değil, birbirine güvenen yardım eden kocaman bir aile olabilmektir.

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.