MERMERİN SERİNLİĞİ

MERMERİN SERİNLİĞİ

MERMERİN SERİNLİĞİ

2 dk okuma

Çocukluğumuzun geçtiği evin girişi ve koridoru sarı damarlı mermerdendi.

Mermerin sert yüzeyine yapışan yanaklarımız ezilir, cıvık bir hamur gibi yayılırdı. Büzüşen dudaklarımız balığa döner, ciddi ve komik bir öpücük pozisyonu alırdı. Saçlarımız sağa sola savrur, bir sanat eserine dönüşürdü. Dönüşür müydü? Belki...

Bir süre sonra annemin alışılmış sesini duyardık;

“Kalkın mermerin üzerinden! Mermere yapışıp yatan bir sizi gördüm!”

Kavurucu yaz sıcağında, serinlemenin başka yolu yoktu.

Kuzenlerimiz tatile gider, denizin masmavi soğuk sularında serinlerdi. Biz ne mi yapardık? Sıcaktan bunaldıkça yanağımızı evdeki serin mermere yapıştırırdık.

Serbest düşüş atlayan paraşütçü pozisyonunda...

Evimiz, üç kız kardeşin işçi olarak çalıştığı fabrika gibiydi. Patron kim miydi?

'Saygı değer annemiz hanımefendi.'

Herkes ondan pek bir çekinirdi, tatlı sertti. Hele mevzu biz olunca esneklik olmazdı. Babamın karşısında suya inen yelkenleri, bize gelince uzaya çıkardı.

Evet, bu güzel hanımefendinin koyduğu kurallar netti;

Her gün hol, mutfak banyo silinecek, lavabolar ovulacak, yerler süpürülecek ve mutfak tezgâhı hep boş olacak. Üç kız işleri sıraya koymuştuk.

Yazın deniz sefası yapan kuzenimizin evi hemen yan daireydi. Hayatları bizdekinden çok farklıydı. Onlar öğlene kadar uyurken, biz sabahları güneşi üzerimize doğurmazdık.

Es kaza, güneş üstümüze doğsa kıyamet alametiydi annem için.

Eğer uyanmakta gecikirsek, annem overlok makinesine otururdu. Böylece bizim ile birlikte tüm mahalleli uyanmış olurdu.

Annemin kestiği, biçtiği, dikip sattığı kumaşlar overlok makinemizden geçerdi. Bu yüzden evde bitmek bilmeyen bir iplik ve toz üretimi vardı.

Kuzenlerimiz gece yarılarına kadar televizyon programları izleyip keyif yapardı. Biz ise akşam on oldu mu gözlerimizi açık tutamaz, uyuyakalırdık. Bir keresinde;

“Bu hafta sonu komedi programını izleyeceğiz!” diye bir karar almıştık. Pek de emindik kendimizden. Mısırları patlatıp televizyonun karşısına geçmiştik. Sonra... sonrası yok… Hepimiz programın sadece giriş müziğini hatırlıyoruz.

Ablam da bilgisayar istiyordu ne zamandır ama anneme söylemeye çekiniyordu. Aslında alacağı cevabı biliyordu, o yüzden hiç ses etmedi. Sonra yaz geldi, o sıcakta fabrikada çalışmayı istedi. İyi de oldu, bir bilgisayarımız oldu.

Hiç unutmam bir gün burnum akıyor, tüm kemiklerim, eklemlerim ağrıyordu. Öyle olur ya, o gün de yemek sırası bende. Annem odaya girip;  

“Hadi kalk Nazlı! bir çorba yap da hep beraber içelim.” demişti. O günleri her hatırladığımızda evde bir kahkaha patlar. “Bir çorba yap hep beraber içelim!” aramızda özel bir espri olmuştu.

Annemin o zamanki tatlı sert otoritesinin hayatımızdaki payı büyüktü. Bugün bile ne kadar hasta olursak olalım, çorbalar, dolmalar pişirebiliyoruz. İnsanın elbette hastayken bir nazlanası, bir yatası olur. Fakat nedense yatınca iyileşmesi de geç oluyor. Ama ayakta olunca, hareket edince çok daha kolay geçiyor hastalıklar.

O yıllarda dezavantaj gibi görünen ne varsa, bugüne yatırımmış.

O zorlanan üç kız kardeş, zahmet çekerken bile eğlenmeyi o zaman öğrendi. Sonra da insanların çoğunun zorlandığı eşiklerden gülümseyerek geçmeyi başardı...

Evlendiklerinde, işe girdiklerinde, ilk anne olduklarında... Duygusal olarak da, fiziksel olarak da ne zaman zorlansalar hiç yüzleri düşmedi.

Çünkü onlar;

Yeri geldi mermere yanaklarını dayayıp serinlemeyi,

Yeri geldi yaz tatilinde fabrikada çalışıp para kazanmayı,

Yeri geldi hastayken çorba kaynatmayı bildiler. Hem de gülümseyerek…

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar (31)

  • Zeynep B. dedi ki

    18 Haziran 2026

    Ne güzel bir çocukluk. Şu an bunları yaptırmak istediğimizde gaddar, sorumsuz anne bir sürü olumsuz şey söylenir. Oysa gerçeği buydu kaybettik. Yeniden doğru yetiştirenlerden olabiliriz dilerim

  • Ilaha Guluyeva dedi ki

    18 Haziran 2026

    Ne kadar ilginç değil mi? Dezavantaj gibi görünen herşey aslında her biri avantaj... :)

  • Vildan dedi ki

    18 Haziran 2026

    Hayatımızda her şeyin yeri ne kadar başka başka kaleminize sağlık

  • SKuzeyi dedi ki

    18 Haziran 2026

    Hayata gülümsebilmek çok kıymetli..Hangi şart ve koşullrada olursa olsun..

  • Emel A dedi ki

    18 Haziran 2026

    Gerçekten de çocuklukta öğrenlen ve yapılan iyi şeyler geleceğe yatırımdır, güçlendirir....

  • Demet D. dedi ki

    18 Haziran 2026

    Anlık acı gelecege yatırımdır aslında ;)

  • Çiğdem dedi ki

    18 Haziran 2026

    Kuzenleri tatile gitmiş, kendileri mermerin üzerine yapışmış haldeyken, insan bunun avantaj olduğunu göremiyor.
    An ' a bakıyoruz. Oysa şimdinin her zorlanması, sonranın rahatlığı...

  • S dedi ki

    18 Haziran 2026

    DezAvantajlar gün gelir avantaja döner…

  • Çiğdem dedi ki

    18 Haziran 2026

    🙂Kuzenleri tatile gitmiş, kendileri mermerin üzerine yapışmış haldeyken, insan bunun avantaj olduğunu göremiyor.
    An ' a bakıyoruz. Oysa şimdinin her zorlanması, sonranın rahatlığı...

  • Mine dedi ki

    18 Haziran 2026

    İnsanın kıyası kendi olunca ne güzel oluyor... Marifet üstüne marifet 💕

  • Gönül Kılıç dedi ki

    18 Haziran 2026

    Yapıp ettiklerinden keyif almak insana çok iyi geliyor :) Yolda güzelleşir yolcu da:)

  • Meryem Masri dedi ki

    18 Haziran 2026

    Ananem yaptığın bana öğrendiğin sana derdi 😄 Burada da onun gibi bir öykü var

  • Tuğba dedi ki

    18 Haziran 2026

    bu öyküde içim iyle bir sıcak oldu ki :)) bazen zorluklara karşı neden böyle oldu diye isyan edesi geliyor insanın ama sonrasında işi öğrendiğimizde eskisi kadar yorulmadığımızı fark ettiğimiz o an :D dünyalar bizim oluyordur muhtemelen :D

  • Merve dedi ki

    18 Haziran 2026

    Bazı anneler varki gerçekten kahraman :)
    Bilinci açık, geleceğe köprü kurmuşlar ve çocuklarını pamuklar içine sarmayıp, hayata hazırlamışlar. Bütün anneler özel ama böyle anneler çok daha özel. Bu zamanda çok azlar :(

  • Ayşe B. dedi ki

    18 Haziran 2026

    Nekadar kıymetli insanın zorlanmmasının altındaki değer, derler ya hani kömür baskı altında elmasa dönüşür diye. İnsanın da kalitesi artıyor marifetleniyor zorlanmalarda:)

  • Zeynep Kaya dedi ki

    18 Haziran 2026

    Annelerimizin bize anlattığı, bizim de masalsı gibi dinlediğimiz ama bizzat yaşanmış hikayeler gibi değil mi :) Şimdi onların dirayeti ile kendimizi kıyaslayınca her şey açığa çıkıyor …

  • İmran dedi ki

    18 Haziran 2026

    Annemin bir sözü vardı, yaptığın banaysa öğrendiğin kendine diye. O geldi aklıma :)

  • Aysegul K. dedi ki

    18 Haziran 2026

    Ağır gibi görünse de, insan bu şekilde çalışmayı erken yaşta öğrenirse gerçekten ileriki yıllarda avantajlı oluyor. Kısa vadede zorlayıcı olsa da uzun vadede karaktere, özgüvene ve iş disiplinine ciddi katkı sağlıyor.

  • vb dedi ki

    18 Haziran 2026

    çocukluk mu güzeldi yoksa o zamanki samimiyet mi bilemiyorum. yazınız içimi serinletti

  • Deniz dedi ki

    18 Haziran 2026

    Çok samimi bir yazı olmuş. Bugün anneler çocuklarına kıyamazken eskiden ne kadar doğru yetiştiriyorlardı. Elinize sağlık.

  • Atiye dedi ki

    18 Haziran 2026

    Yani beni çok eskilere götürdü, böyle annelerimiz kalmadı ne acı, yetiştiren, hayata hazırlayan Anne, benimde annem yaptığınız banaysa öğrendiğiniz kendinize derdi nede hakliymis, bir evi çekip çevirmenin nasıl bir etkisi olduğunu evlilikte bunu öğrendik, çok şükür 🤲

  • Arzu dedi ki

    18 Haziran 2026

    Kaleminize sağlık.

  • Seda dedi ki

    18 Haziran 2026

    İnsan en zor günlerini hep keyifle anlatıyor.. Zahmet olmadan rahmet olmuyor..

  • Sema dedi ki

    18 Haziran 2026

    Aslında o yokluk insanı geliştirirmiş birbirine ihtiyaç duyma hali ilişkileri güzelleştirirmiş. Ne güzel gözümüzün önünde canlandı bunu okurken.

  • Emel dedi ki

    18 Haziran 2026

    Her şeye rağmen gülümsemek için bir miktar zorluk iyidir😉

  • Kübra Hüma ATA dedi ki

    18 Haziran 2026

    Bazen çocukken “neden biz?” diye sorduğumuz şeylerin cevabını yıllar sonra alıyoruz. Bu yazı bana tam da bunu hatırlattı. Zorlukların içindeki eğitimi, emeğin içindeki sevgiyi…

  • Esra Baloğlu dedi ki

    19 Haziran 2026

    İnsan rahatı istiyor da rahata zordan varılıyor bu yazıdan da anlaşıldığı üzere. Ve rahata varmanın en kestirme yolu bu gibi.. Düşünülenin, beklenilenin aksine... Ama bakınca güzel ve lezzetli olan hayatın içinde sadece tatlı olunca bayıyor. Biraz acı, biraz tuz olmalı.☺️

  • Hatice AYGÜN dedi ki

    19 Haziran 2026

    Bu yazıyı okurken, imamı Gazali'nin bir sözü aklıma geldi. Çocuğunu rahat döşek tek bile yatırma. Bu yazı tamda bu sözü tamamlamıştır. Çocuğu hayata hazırlamak çok önemli olduğunun farkında olmanın neticesi her zaman hayatın her karesinde başarabilme gücünü elde edeceğine hazırlıktır.

  • Özlem G dedi ki

    19 Haziran 2026

    Büyütmek değil yetiştirmek işte buna denir. Hayata hazırlamak bu kadar kolay aslında.

  • Naz A. dedi ki

    19 Haziran 2026

    Bu satırlar bana geçmişi düşündürdü.. Dezavantaj olarak gördüğüm şeyler nelerdi ve bugün onlarla ilgili yaşadığım avantajlar neler? Düşnünce epey bir madde çıktı :) düşünmeye devam..

  • Ayşe C. dedi ki

    29 Temmuz 2026

    Kendi çocukluğumuzu aklımıza düştü aynı evlerden geçmişiz :) Şimdi iyiki diyoruz ve dua ediyoruz büyüklerimize :)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.