
NEYE RAĞMEN NE YAPIYORUZ?
Ayaklarına kadar uzanan bordo elbisesi, ev sahibine büyük bir zarafet katıyordu. Yumuşak bir ses tonuyla;
"Hoş geldiniz" dedi.
Çiğdem çocukluğundan beri ev gezmesini severdi. O yüzden evlendikten sonra da bu alışkanlığını devam ettirdi. Karı koca salonda geçip oturdular, oldukça zevkle döşenmiş bir evdi. Ev sahibinin çayı ikram ederken yüzünde beliren tebessüm, misafirleri ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti hissettiriyordu.
Çiğdem'in yüzünde ise yorgunluğunu gizlemeye çalıştığı hafif bir makyaj vardı. Çayı alırken aynı tebessümle karşılık verdi;
"Ellerinize sağlık"
Bu eşli olarak ilk bir araya gelmeleriydi. Çiğdem'in eşi ile Hasan iş arkadaşı idi. Ama yıllar içinde birbirini seven iki dost olmuşlardı. Şimdi de ailece görüşmeye karar vermişlerdi.
Çiğdem bu ziyaret için sabahtan beri hiç oturmamıştı. Hem evi, hem çocukları, hem de kendini hazırlamıştı. Yeni iyileşen oğlunu ve yerinde durmayan kızını da kayınvalidesine bırakmıştı.

Ev sahibi ile neredeyse aynı yaştaydılar fakat onların henüz çocuğu yoktu. Canlı, hareketli ve neşeli bir kadındı. Konuştukça günlük rutinini de öğrendi.
Üniversitede Fransızca bölümünde hocalık yapıyordu. Ayrıca Fransızca konuşma dersleri veriyordu. Fiziğinden düzenli spor yaptığı hemen belli oluyordu. Dışarıdan bakıldığında, hayatın ritmini yakalamış bir insan izlenimi bırakıyordu.
Oturdukları koltuğun sağında oldukça geniş bir kütüphane yer alıyordu. Kitapların bir kısmı Fransızca, büyük çoğunluğu da Türkçeydi. Duvarda kendi çektikleri doğa fotoğrafları asılıydı. İkisinin de doğa yürüyüşlerinden keyif aldığı her hallerinden belli oluyordu. Orta masasında belli ki ailelerinden kalma kristal bir kasenin içinde deniz kabukları vardı.
Çiğdem ise haftalardır kendine tek bir an bile ayıramamıştı. Doğum yapmasının üzerinden sekiz ay geçmesine rağmen, hamilelik kilolarını hâlâ verememişti. Bırakın doğa yürüyüşünü yarım saat parka bile inemiyordu. Haftalardır zatürre ile boğuşan bebeğinin ateşini düşürmeye çalışıyordu. Her gece emziyor, başında bekliyordu, bu yüzünden de uykusuz kalıyordu. Bu son hastalık onu çok yıpratmıştı. Üstelik ilgilenmesi gereken bir çocuğu daha vardı.
Kızının doğumundan sonra kariyerine ara vermişti. Hem biraz kafasını dağıtmak, hem de yeni bir şeyler öğrenmek için kitap okumak istiyordu. Fakat vakit bulduğunda bile bile bir türlü odaklanamıyordu. Kitabı ne zaman eline alsa uyuya kalıyordu.
Eşi yazın tatile gitmeyi teklif etmişti ama iki çocukla yola gitmeyi gözü kesmemişti.Neredeyse iki yıldır kendini işe yaramaz hissediyordu.
Çiğdem bir an için ev sahibinin yerinde olmayı diledi. Onun o canlı, bakımlı, huzurlu hali hoşuna gitmişti. İçinde en ufak bir kıskançlık hissetmedi. Yine de kendi haline üzülmekten de alıkoyamadı kendini.

Peki ama imkânlar eşit değilken, sonuçları aynı tartıda tartmak adil miydi?
Bekâr olanla evli olan bir değildi.
Çocuklu bir kadın ile çocuksuz bir kadının yaşantısı,
Çocuklu bir aile ile çocuksuz bir ailenin düzeni, bir değildi.
Hareketli çocuğu olanla, sakin mizaçlı çocuğu olan bir değildi.
Maddi durumu elverenle, elvermeyen bir olamazdı.
Evde iki kişinin çalışması ile bir kişinin çalışması aynı değildi.
O çalışanın mesleği de önemliydi. Haftanın iki günü nöbet tutmakla, her gün eve belli bir saatte dönebilmek bir değildi.
Evli ve çocuklu bir kadının bir hastanede nöbet tutması, bekâr birinin nöbet tutması kıyaslanamazdı.
Eşit olmayanı eşitmiş gibi değerlendirmek adaletsizlikti.
Bu güzel bordo elbiseli ev sahibiyle, kendisi de bir değildi.
İnsanın kendisini kıyaslarken adaletli olması gerekiyordu.
Evet, kariyerine ara vermişti ama çocuklarını başkası değil, kendisi büyütmüştü. Kendi kitaplarına zaman ayıramamıştı ama hayatla ilgili birçok şey deneyimlemişti. Topuklu ayakkabılarına ara vermiş ama mutfakta pratik yemekler yapmayı öğrenmişti. Uykusuz kalsa da çocuklarına ve eşine hep gülen yüzünü göstermeyi başarmıştı.
İnsan hayatta bazen yapamadıklarına veya hatalarına odaklanabiliyor. Yapabildiklerini veya başardıklarını göz ardı ediyor. Oysa
"Burada düşüncesizlik ettim","O tartışmada bunu söylemekle hata ettim", "Daha sakin olmalıydım" diyebilmek ne kadar değerliyse;
"Bütün gece uyumadım ama yine de sabah çocuğuma şefkatle sarıldım" veya "Zor zamanlarda eşimin yanında oldum" diyebilmek de o kadar önemlidir.
"Kayınvalidem ilerlemiş yaşına rağmen çocuklarıma baktı."
"Annem beli tutulmuş olmasına rağmen bana kışlık hazırladı."
"Komşum hastası varken bile her gün bir ihtiyacım olup olmadığını sordu."
İnsanın hem kendisini, hem çevresini neye rağmen ne yaptığıyla değerlendirmek daha adil olandır. Çünkü her insanın şartları, gücü ve imkânları birbirinden çok farklıdır.
Hayat da tam olarak, neye rağmen ne yaptığımıza bağlı olarak bize karşılık verir.
İnsanın kendini dününe göre yine kendiyle kıyaslaması asıl yapılması gerekendir.
Bunu başardığında hem kendini, hem de etrafını daha adaletli değerlendirebilir.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
