
Şımarık mı? Neden acaba?
"Kar yağmış!"
"Yerler kar olmuş!" diye bağırarak koşmaya başladı evin içinde Ayşe.
"Anne hadi dışarı çıkalım! Baba sen de gel!"
Ev halkı daha uyanmamıştı. Her gün olduğu gibi en erken Ayşe kalkmıştı ve müjdeyi vermek de ona düşmüştü.
O heyecanla koşarken, annesinin dün akşam aldığı bebeğe takıldı. Bu bebek için ne çok ağlamıştı. Fakat üstüne bastığının farkına bile varmamıştı. O da evdeki onlarca bebek gibi diğerlerinin yanına konacaktı birazdan. O kadar çabuk sıkılıyordu ki her şeyden.

Bir şey gördüğünde hemen alınsın istiyor. Alınmadı mı etrafı ayağa kaldırıyordu. Elde ettikten sonra da yüzüne bile bakmıyordu. Ya da bir isteği olsun istiyor olmayınca kıyameti kopartıyordu. Asla 'hayır' yanıtını kabul etmiyordu. Bırak istediğinin olmamasını 'bekle' veya 'sonra' denmesi bile onun için kabul edilebilir bir yanıt değildi.
Çocukların en geç zaman kavramının geliştiğini bir yerde okumuştu annesi. Ama Ayşe'nin ki zaman kavramından öte tam bir şımarıklıktı.
Her çocuk fazla sevilince, büyükanne büyükbabasının evine gidince veya misafir geldiğinde şımarır ama bu öyle değildi. Sürekli bir şey isteyen, 'dur'dan, 'otur'dan anlamayan, nereye saldıracağını bilmeyen bir çocuktu. Hiçbir şeyden memnun olmuyordu. İstediğini elde edince anlık seviniyor, sonra yine tam manası ile arızaya geçiyordu.
Ayşe o kadar gürültü yapmıştı ki, karın sessizliği bile bozulmuştu. Tam o sırada Nazlı yerdeki bebeği gördü. Bu dün aldığı bebekti. Yüzü yamulmuştu. Ayşe'ye;
"Ayşe çabuk buraya gel! Bu bebeğin hali ne?" diye sordu. Ayşe'nin umuru bile değildi.
O an olanlar oldu.
Bu sefer çıldıran Nazlı oldu. O hışımla evdeki bütün bebekleri ve oyuncakları toplamaya başladı. O sırada Ayşe ağlamaya başladı ama ona öyle bir "Sus!" dedi ki Ayşe bir anda dondu kaldı. Annesini hiç böyle görmemişti. Eşi de zaten bundan önce sadece bir kez onu böyle görmüştü. O yüzden hiç müdahale etmedi.

Nazlı bir oyuncakları poşetlere dolduruyor, diğer yandan da kendi kendine yüksek sesle konuşuyordu.
"Bu zamana kadar her dediğine "peki" dedik.
"Aman kimseden eksik kalmasın" dedik.
"Daha küçük!" dedik
"Bir tanecik çocuğumuz var" dedik.
Bu ne ya!
Yok özgüvenli büyüsün, yok travmaları olmasın!
Biz psikologluk olduk.
Madem kıymet bilmiyor, madem bu zamana kadar yaptıklarımız bu çocuğu bu hale getirdi.
Tam tersini yapıyorum... Yok sana oyuncak! Sadece bir tane bırakıyorum.
Kalanların hepsini vereceğim bunların!
Ahmet valla sakın karışma senin de kalbini kırarım.
Bundan sonra her dediğini yapmak yok."
Oyuncaklarının verileceğini duyar duymaz tekrar ağlamaya başladı Ayşe.
Ama Nazlı bir noktada haklıydı.
İnsan yapıp ettiklerini yapmaya devam ederek farklı sonuçlar elde edemezdi.
Ne kadar iyi niyetli olursak olalım, yaptıklarımız istediğimiz sonucu vermeyebilir.
O zaman, doğruluğundan emin olduğumuz şeylere bir de zıttından bakalım mı?
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
Toplam 1 tepki
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
