
UMUDUNU KAYBETME
Ay ışığı, hastanenin doğuya bakan karanlık balkonunu aydınlatıyordu. Esra bütün gün yoğun bakımın keskin beyaz ışıkları altında nöbet tutmuştu. Şimdi doktor odasının balkonunda, gecenin siyahlığıyla gözlerini dinlendiriyordu. Cihazların bip sesleri zihninde tanıdık bir fon müziğine dönüşmüştü. Şişmiş ayaklarını terliklerden çıkardı, gecenin serinliğini derin bir nefesle içine çekti.

Yorulmuştu. Hem de çok yorulmuştu.
Fakat onu yoran sadece tuttuğu nöbetler değildi. Sanki dar bir boğazın ortasında, sıkışıp kalmış gibiydi. Altı aydır aralıksız çalışmasına rağmen tıp fakültesindeki sınavları bir türlü geçememişti. Arkadaşları gecelere kadar gezip eğlenirken sınavları rahatça atlatıyorlardı. Destek aradığı ailesi ise abisinin düğün telaşına ve stresine kapılmıştı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, erkek arkadaşı da geçen hafta ayrılmak istediğini söylemişti. Haksız da sayılmazdı, nöbetlerden görüşemiyorlardı ki.
Tam da bu ay cerrahi stajı başlamıştı. Ameliyattan çıkan yorgun hocalar hasta başında asla hataya müsamaha göstermezdi. Önceki gün yoğun bakım hocası hastaları ziyaret ederken herkesin içinde Esra'yı terslemişti. Yüzünün yandığını hisseden Esra kendini ağlamamak için zor tutmuştu. Kıdemli doktorlar ise acımasızca üzerine iş yığmaya devam ediyordu. Bu yoğunluk yüzünden zor oturttuğu sabah yürüyüşlerini bile bırakmak zorunda kalmıştı. Yürüyüş onun için bir lüks değildi, bu onun bu tempoya ayak uydurmasının nerede ise tek yolu idi.

Son üç aydır sanki dört bir yandan duvarlar üzerine üzerine geliyordu.
Ilınmış çayına uzanırken gecenin karanlığı yavaş yavaş kırılıyordu. Gün ağarmaya başlıyordu ve yepyeni bir gün başlayacaktı. Gecenin en zifiri anı yarılıyor, içinden yeni umutlar doğuyordu. Kapanan çiçekler yeniden açıyor, doğa Esra'ya sessizce bir mesaj veriyordu.
Karanlık sonsuza kadar sürmez, gün eninde sonunda ağarır.
Önüne engel çıkan sular menderesler çizerek kendine bir yol bulur ama asla durmaz. Hiç akmaktan vazgeçen nehir var mı? yok... Hepsinin derdi bir şekilde denize ulaşmak değil mi?
Esra, o gün ağır bir nöbetten çıkmış olmasına rağmen pes etmedi. Bacaklarındaki ağrıya aldırmadan ilk adımı attı ve yürümeye başladı. Eve vardığında sanki yorgunluğu azalmış gibiydi.Sonra babasını düşündü, belki yürümek ile ilgili ısrarı onu felç olma süreci ile ilgiliydi. Esra fakültede okurken babası iş kazası geçirmiş ve belden aşağısı felç olmuştu. O hareketli adam bir anda yatağa bağlanmıştı. Ailenin dağıldığı o günlerde babası hiç umudunu kaybetmemişti. Her gün hareket ettirmeye çalıştı. Bacakları belki hareket etmese de kolları, gövdesi hareket etdebiliyordu. Sonra tekerlekli sandalye ile hayatın içine karışabildi.
O nedenle azim denince aklına gelen ilk görüntü babasının defalarca yapmaya çalıştığı egzersizlerdi. Etraflarındaki nerede ise herkes bir daha yürüyemez demiş, ama o yürümüştü.
Esra da hayatındaki olumsuzluklara aldırmamalıydı. Bu da bir dönemdi, gelip geçecekti. Bu mesleği kendi seçmişti ama daha iyi bir yaşam için mesleğinin haricinde onu ayakta tutacak, dengeye getirecek ne varsa onu yapmakta ısrarcı olmalıydı.
Umudunu kaybetmeden...
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
