Bahçedeki güllerin arasından merdiveni çıkıp, çocuk seslerinin geldiği yöne doğru yürüdü. Sanki kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu Seda’nın. Kapıyı açan bayanın arkasında Derya’yı gördüğünde içi titredi. O iri kömür gözler, o küçücük bedende ne kadar da göz alıcıydı. Korkak, tedirgin, endişeli bakışlar ile etrafına bakıyordu.
Seda, “Derya’nın rengi neden sarı acaba?” diye düşünürken, gelmeden önce hastalandığını öğrendi. “Koruyucu aile ile tanışacaksın.” dediklerinde öyle kaygı duymuş ki yavrucak, bu kaygı ile baş edememiş.
Daha rahat iletişim kurulacağını düşünerek, yetkili bayan onları yan odaya aldı.
İlk tanışma olduğu için, Seda ve Derya’nın heyecanı çok uzaktan bile anlaşılıyordu. Yetkili Suzan Hanım, bu küçük kalbe güvenli bir yer bulmak istiyordu. O yüzden de Derya’nın tedirginliğini almak için, bildiği tüm yolları deniyordu. Onun ortama ısınması için oyuncaklardan, oyunlardan, şarkılardan kısacası her şeyden faydalanıyordu. Derya ise göz göze gelmekten çekiniyordu. Ta ki Seda’nın ona getirdiği, karpuz desenli bilekliği görünceye kadar. Seda Filistin’de yaşanan soykırıma sessiz kalmamak için türlü etkinliklerde bulunmuştu. Bu bileklikteki karpuz da bayrağını özgürce kullanamayan Filistin halkının bayrağının yerini tutan bir simgeydi.
Derya’nın gözleri ışıl ışıl parladı. Kendisinin de boykot çikolata yemediğini söyledi ve bıcır bıcır konuşmaya başladı. O yaşta, küçücük yüreğiyle Filistin’i desteklemesine şaşırmıştı Seda. Bu olay ikisi arasında derin bir bağ oluşturmaya yetmişti bile. Bir ömür sürecek bir birlikteliğin temelleri atılmıştı. İlk görüşmenin sonunda, Derya da onları kurumun kapısından uğurlamaya kadar geldi.
Seda bu kadar büyük bir kararı elbette tek başına vermemişti. Eşi de evlilik çağındaki oğlu da onu destekliyordu. İnsanın ailesinin arkasında olması ne kadar büyük bir konfordu. Hele böylesine büyük bir sorumluluk gerektiren bir konuda.
Bahçeyi geçip kapıya geldiler. Bileğinde hediyesi, Seda’nın boynuna küçük bir öpücük konduruverdi Derya. Her şey işte o an başladı, hiçbirinin içi içine sığmıyordu. O kısacık iki saatte hissettikleri duyguları tarif edemiyorlardı. Bu içlerindeki mutluluk ve tatmin hissi bir ömre bedeldi.
Bu süreç uzun bir süreçti. Hemen eve alıp götürmek zaten doğru da olmazdı. Görüşmeler hafta sonu ile sınırlıydı. Ama tüm aile Derya’yı görebilmek için hafta sonunu iple çeker olmuştu. Buluşma sonrası ayrılmak ise her seferinde daha da zordu.
Altı ay kadar sonra nihayet beklenen an geldi. Artık evin kapısının önünde bir de kız çocuğu ayakkabıları olacaktı. Onlar artık dört kişilik bir aileydi. Aralarına katılan bu minik kalp ile kocaman bir aile olmuşlardı. Evdeki herkes çok mutlu ve umut doluydu.
İlk günler tüm aile fertleri ziyarete gelmiş, herkes onu merak etmiş, onunla tanışmak için sabırsızlanmıştı. Derya’nın mutluluğu görülmeye değerdi. Yakınları iyi dileklerde bulunuyor ve cesaretleri için onları takdir ediyordu. Nasıl zor ama çok güzel bir iş yaptıklarını o zaman anlamışlardı. Çoğu ailenin istediği fakat yapmaya cesaret edemediği bir şey yapmışlardı ve bu onlara hem kolaylaştırılmış hem de sevdirilmişti.
Günler hızla geçerken, kızlarıyla birlikte karşılaştıkları sorunların üstesinden gelmeye çalışıyorlardı. Her güne farklı bir problemle uyanıyor, çözüm için uğraşıyorlardı. Günün sonunda ise yorgunluktan bitap düşüp uyuyakalıyorlardı. Ama yaşanan ne olursa olsun tüm zorluklar sabırla ve sevgiyle aşılıyordu. Her şeye rağmen birlikte olmak çok güzeldi.
Kahvaltılar, akşam yemekleri, aile ziyaretleri, tatilleri sanki daha bir anlam kazanmıştı. Evleri daha keyifli, daha samimi, daha huzurlu ve daha bereketli bir yer oluvermişti.
Oğlu Talha üç yıl önce onlardan ayrı bir eve çıkmıştı ama şimdi Derya’yı görmeyi istediği için daha sık uğruyordu. Her hafta sonu birlikte olmak için planlar yapıyor, hatta gelmişken kalıyordu. Tatil planları yapmaya başlamış ve sonunda da tamamen taşınmak istediğini söylemişti. Seda da eşi de şaşırmış ama bir kadar da mutlu olmuşlardı. “Neden taşınmaya karar verdin oğlum?” diye sorduklarında;
“Aile olmak çok güzel anne!” demişti.
İşte o gün Seda anladı ki, bazen bir çocuğu doğurmak aileyi bir arada tutmaya yetmeyebiliyordu. Her ne kadar Talha, büyüdüğü için evden ayrılmayı seçmiş olsa da Seda, oğlu ile birlikte yaşamayı tercih ederdi. Oysa şimdi doğurmadığı, hiçbir aile bağı olmayan kızı onları yeniden bir araya getirmiş, tekrar bir aile yapmıştı. Derya’nın minik kalbinin sıcaklığı evlerini ısıtıvermişti.
Aile ortak hedef doğrultusunda bir araya gelen insanların oluşturduğu topluluktu aslında. Bunun için kan bağının olması gerekmiyordu. Çınar ailesi, sanki eksik parçalarını bulmuştu. Her şeyi birlikte yapmaktan keyif alan bir aile olmuşlardı.
İnsan bazen elini bir taşın altına koyar ve hayat onu öyle bir ikramlar ki… Bu onun hayallerinin bile ötesindeki güzelliklerin kapılarını açar.
Dünyada öyle çok çocuk soykırım, terör, savaş sebebi ile ailesini kaybediyor ki. Kiminin de ailesi olmasına rağmen çocuklarına bakmıyor veya bakamıyordu. Hayatta tutunacak dala ihtiyaç duyan, sevgiye, ilgiye muhtaç öyle çok çocuk var ki. Belki bizler daha fazla sorumluluk alıp, daha fazla çocuğun hayatını değiştirebiliriz. Derya’nın elini tutan, ona aile olan hayırda yarışmak isteyen birileri olmuştu. Onlar bir çocuğun hayatını değiştirmişti. Bunu yaptıklarında aynı zamanda kendilerine de iyilik yaptıklarının farkında değillerdi belki de. Oysa ki hayat sandığımızdan çok daha adil.
Biz birine iyilik yaptığımızda onun karşılığını fazlası ile aldığımız bir sistem var.
Sadece o ikramı fark edecek kadar gözlerimiz açık değil.
21 Responses
Hayat ikramlarla doludur..
İnsanların yakın olması, birlikte aynı yöne hareket edebilmeleri için kan bağına gerek yok. 🙂
Korumak, yetiştirmek, sahip çıkmak ve hayata hazırlamak sadece biyolojik ailenin yapabileceği bir şey değilmiş demek ki…
Yapabilenler ne güzel insanlar…❤️
İyiliğin karşılığı iyilikten başka ne olabilir ki…
Aile birbirine değil aynı yöne bakanların birlikte olduğu topluluk…
İçimizi ısıtan bir yazı olmuş, çok teşekkürler 🙂 tekrar tekrar düşündürdüğünüz için de ayrıca teşekkürler…
Puzzle’ın eksik parçası gibi.. Biz eksik zannederiz ama hayat onu tamamlamak için fırsat verir aslında..
Huzuru yakalayabilmek o kadar da zor bir şey değilmiş, değil mi? 🙂 hep dışarıda aradık, oysa ki hep dibimizdeymiş… 🙂
Aile olabilmek ne kadar güzel bir şey. içimi ısıttı.
İnsanın içini ısıtan bir hikaye, yuvasız çocuk kalmasın dilerim…Olabilir mi düşüncesi insanın zihnine düşüyor
Aile birleştirir, aile huzur verir🥰
Yine aileyi biraraya getirenin ihtiyaç gidermek oluyor.
Her hayır başta zor gibi görünür ancak o hayrı işlemeyi göze aldığında insan bu ona hem sevdirilir hem de kolaylaştırılır.Bu lütuf değil de nedir?
İnsanın iyiliği başkalarının iyiliğini düşündüğü anda başlıyor…
İnsan bazen elini bir taşın altına koyar ve hayat onu hayal edemediği güzelliklerle ikramlar..
Ne kıymetli bir söz…Sadece duymak, hatırlamak bile insana iyi geliyor. İyilikleri sadece hayattan beklemek yerine o hareketi başlatan olmak dileğiyle…🪻
İnsan temiz niyetle yola çıktığı da bir çocuğa aile olurken tüm aileyi bir birine bağlıyor.
Elini taşın altına koymak ne doğru bir ifade. İnsana zor gelse de yaptığında, hayat muhakkak karşılığını veriyor.
Ne kadar içten ifade edilmiş. Bir yüreğe sığınak olabilmek, sadece o yüreğe değil herkese iyi geliyor. İnsan ihtiyaç gördükçe ihtiyacı gideriliyor, mıtlu oluyor. Formul çok basit. Kaleminize, yüreğinize sağlık;)
Çok güzel ve anlamlı bir blog olmuş.Yazanin eline kalemine sağlık.
Hiç bilgi sahibi olmadığımız bir konu, hayata başka bir açıdan bakmamızı sağladınız. Teşekkürler💐
Aslında toplumumuzda es geçilen bir konu ancak çok önemli ve artık zaruri bir hal almaktadır.