“Selam, ben Eslem. Dile kolay, evleneli tam 10 yıl oldu. Bugün geriye dönüp baktığımda ne çabuk geçmiş zaman. Ama yeni evlenmiş olanlara ya da evlilik hazırlığı yapanlara anlatacaklarım var. Özellikle de “Her şeyi bırakıp uzaklara mı kaçsam?” diye düşünenlere.”
Biz, eşimin ailesinin tam burnunun ucunda yaşıyoruz. İş hayatım öyle yoğun ki, kendimi sık sık kayınvalidemin mutfağında “Yardım etmeye çalışan stajyer” modunda buluyorum. İlk zamanlarımı hatırladıkça hala gülüyorum:
Kayınvalidem o kadar hızlı ki, içimden “Bayan Jetgil” diye söyleniyordum.

Ben daha “Domatesin kabuğunu soysam mı?” diye düşünürken, o üç çeşit salatayı bitirmiş, masayı kurmuş ve herkesi sofraya davet ediyordu.
Ben bir tabakla masaya gidene kadar, o yanımdan en az sekiz kez geçiyordu. Kendimi, otobandaki bir kaplumbağa gibi hissediyordum. Ne de yorucuydu benim için!
Hele o yemek yeme hızları yok mu? Sanırsın sofrada değil, yarış pistindeyiz. Yemek sonrası yapılacak acil bir şey mi vardı? Ben daha çorbamın ilk kaşığını üflerken, onlar ana yemeğe geçmiş oluyorlardı. Her seferinde en sona kalmak canımı sıkıyordu.
Benim yetiştiğim evde, yemek bir sanattı. Tadına vara vara, yemeği damağımızda çatlata çatlata yerdik. Yemeğin de bir sırası vardı! Önce çorba gelir, o bitince ana yemek sahne alırdı, mutlaka zeytinyağlı olur. Bir de tabii tatlı. Burada ise her şey “ortaya karışık” idi. Tatlı bile! Akşam yemeğine pastayla başlayanı gördünüz mü? Ben gördüm!
Sofrayı toplama vakti geldiğinde kayınvalidemin o meşhur cümlesi duyulurdu;
“Aman kızım, önce çayımızı içelim, sonra toplarız.” Benim ise o dağınık sofrada çay tabağını nereye koyacağımı bilemezdim.
Eşimle dışarıya baş başa çıktığımız günler sayılıdır. Eşim kayınvalidemi, kayınvalidem kardeşlerini, kayınpederim de yoldan geçen enişteleri çağırır. Bir bakmışsınız, dondurma yemeye yirmi kişi gidiyoruz! Bu aile kalabalıktı ve her şeylerini beraber yapmayı seviyordu.
İlk evlendiğimde ‘hayırlı olsun’ a geldiklerinde kahveleri üç tepsi yapmıştım.
Benim annem ise tek çocuktu. Babam da iki kardeşti. Öyle küçük bir aileydik ki biz, sekiz kişilik bir masa hepimizi alıyordu. Üstelik kimse kimseye haber vermeden gitmezdi. Ben ‘çat kapı misafir gitmeyi’ bu ailede gördüm. Üstelik evin de her yerine salona girer gibi çok giriyorlardı. Bu ailenin rahatlığı benim devrelerimi yakmıştı.
O ilk bir yıl öyle zordu ki. Her cümlemde onlara bir şey öğretmeye çalışıyordum.
“Bu işin doğrusu bu, siz yanlış yapıyorsunuz” mesajını veriyordum.
Peki, insanın etrafındaki her şey ona benzemeli mi? Ya da aynı mı olmalı? Yoksa uyumlu olmak için mi çaba sarf etmeliyiz? Farklı olan her zaman yanlış olan mıdır?
Şimdi bir düşünün, pazara gittiğinizde sadece tek çeşit domates olsa.
Ne küçük kokteyl domates var. Ne pembe, ne salkım, ne de sarı domates var.

Peki ya domateslerin kendi aralarında konuşmalarını duyacak olsak;
Salkım domates, pembe domatese; “Amma çirkin görünüyorsun, benim gibi bakımlı, ve parlak olsana,” der mi?
Pembe domatesi dönüp;
“Benim için önemli olan görünüş değil lezzet” diye cevap verir mi?
Salça sarı domatesten olur mu? Menemen için o daha az sulu domatesleri mi tercih ederiz? Her birinin farklı olması kullanım yerini değiştirmiyor mu?
Uzun lafın kısası şu;
Kimse bizim gibi olmak zorunda değil.
Her ailenin farklı rengi, kokusu, tadı var tıpkı domatesler gibi.
Eşimin ailesi benim ailem gibi “mesafeli ve düzenli” değildi ama bizim asla olamadığımız kadar “sıcakkanlı ve pratik” idi. Başlarda uykularımı kaçıran farklılıklar, benim kendime katmam gereken parçalarmış. Bunu zamanla deneyimlemiş oldum.
İnsan istiyor ki, etrafındakiler onu alışık olduğu gibi davransın, yaşasın ama hayatta bizden farklı yaşantısı olanlar olacak. Her birimiz bunu yaşantımızda deneyimlemedik mi?
Bizler farklı olanlarla yaşamayı öğrenmedikçe hayat yıpratıcı olabilir.
Şunu bilelim ki, farklılıklara saygı göstermeden ilişkilerde yol almamız mümkün olamaz. Gerçekten etrafımızdakilerle bağ kurmak istiyorsak, bunun ilk adımı onları olduğu gibi kabul etmektir. Çünkü
Hayat farklılıkları yönetebildiğimizde, çok daha güzel ilişkiler kurmamıza izin verir.
14 Responses
Farklı olanın belirsizliği insanı korkutuyor gibi. Yaklaştıkça, farkı fark ederek benzerliklere yeni kapı açılabilir.. 🙃
ben de çok daha pratik ve eğlenceli olan kardeşimi anlayamıyordum. şimdilerde onun da kendine göre normal olduğunu anlayınca benim de hayatım renklenmiş oldu ve kardeşimin varlığına farklılığına şükreder oldum. Gerçekten bu farklılıklar bizi zenginleştiren güzellikler.
Farklılıkları fark edip kabullendiğimizde ve uyumlandığımızda hakkaten samimi bir bağ oluşuyor. Gereksiz tartışmalar, ön yargılarda ortadan kalkıyor. Farklılıklar aslında zenginlik, zayıf olan tarafımızı kapatmamız için bir fırsat gibi düşünebiliriz belki de…😊
İnsan farklılıklardan kaçmak istiyor ama nereye kadar kaçabilir ki?
Farkliliklari kabul etmek; ailedeki neredeyse çoğu tartışmayı başlamadan sonlandırıyor.
Benim gibi seçmek zorunda değil
Benim gibi davranmak zorunda değil
Benim gibi duygusal olmak zorunda değil..
Kimse benim gibi olmak zorunda değil:)
Farklı kişilere değişik diyorduk, yaklaşmıyorduk
Oysa yakınlaşınca ne kadar benzermişiz aslında
O benzerin içindeki detaylardaki güzelliği ,keyfi farketmek eğlenceli ,oyun gibi oluyor
Hayatın her alanında uyum var..Insan kendinden farklı olanı gorünce yanlış zannediyorum.Fakat hayat farklılılarla güzél..O farklılıklar bizi geliştiriyor..Yoksa hayat monoton olurdu..
Farklılıkları kabul etmeyip uyumlanmadan sürekli sürtüştüğün yıpratıcı bir hayat mı istiyorsun? Yoksa farklılığı kabul edip uyumlandığın çok daha kolay bir hayat mı? Tercih senin 🙂
Off, öyle zor ki alışık olduğumuzun dışına çıkmak. Sanki beni anlatmışsınız yazıda. Ama… diyesi geliyor insanın. Yok aması falan bu işin, her aile gibi herkes farklı 🙂
Benden farklı olan, düzelmesi gereken yanlış davranışmış gibi bakmaktan kendime katmam gereken bir davranışa eğrilmesi hayatın konforunu çok artıran bir şey. Çok güzel bir yazı olmuş, okurken aynı anda yaşadım…
Farklılıkları nasıl anlamlamdırdığımız çok kıymetli. Eslem’e selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Farklılıklara uyumu yakalayıp bizimle paylaştığın için çook Teşekkürler 🌸
Ege’den gelip doğulu bir aileye gelin gitmiş olan biri olarak bu hikayeyi kendi hikayemi dinler gibi okudum. O kadar gerçekçi ki tabii bunları yaşarken çok sakin karşılayamabiliyor insan, eğer bunu neden yaşadığını bilmez ise, oysa bunun bize yetiştirmek ve deneyim çıkarmak için yaşadığımizi bilsek hayat ne kadar da farklı olurdu 🥺
Farklılkları kabül aşaması zor belki, ama sonrası insanı çok geliştiren bir süreç ; İnsan bunu anladığında hep gelişen zenginleşen bir kendin olur. Buda bizi hep iyiye ye taşır.
İnsanın özellikle de aile içinde ne kadar büyük bir yarışı var, kendine benzeyenle yaşamak veya herkesi kendine benzetmek gibi