Odanın parlak kahverengi kapısının altından loş, sarı bir ışık yayılıyordu. İki eli dolu olan Emre, kapının altın sarısı kulpunu dirseğiyle indirdi. Odaya girince karşısındaki “Rock’ın Efsaneleri” posterinde ilk gözüne takılan isimden bir parça mırıldanmaya başladı. Nakaratı bitirir bitirmez elindeki sandviçten bir parça ısırdı ve arkasına yaslandı.

Emre’nin on sekiz yaşına girmesiyle odasının kapısı artık hiç çalınmıyordu. Ailesi, “Modern ebeveynlik” adına ona tam anlamıyla kendi haline bırakmıştı.

Ne zaman yattığı, kiminle konuştuğu, nereye gittiği ve ne zaman döneceği ile ilgili kimse bir şey sormuyordu. Emre başlarda bunu bir zafer gibi kutlamıştı.

‘Benim hayatım, benim seçimlerim. Kendi doğrumu kendim bulurum’ diyordu.

O günlerde internette, çabuk ve çok para kazandıran bir siteye rastlamıştı. Gruptakileri tanımasa da, altta akan mesajları okumuştu. Kazananların yazdıkları onu daha çok heyecanlandırmış ve sonunda o da üye olmuştu. Gruptakiler ona çok zeki olduğunu ve fırsat yakalamasının herkesten daha kolay olacağını söylemişlerdi.  

İçinden bir ses ‘bir şeyler ters’ demişti ama onu çabucak susturdu.  Elinde doğruyu yanlışı ayıracak bir ölçü yoktu. Ne de olsa artık ‘kendi haline bırakılmış’ bir ergendi.

​Akşam yemeğinde annesine ve babasına

“Kendi paramı kendim kazanacağım artık” demişti.

Babası kısa bir bakış attıktan sonra tekrar yemeğine devam ederken,

“Harika evlat! Senin kararın. Biz sana güveniyoruz, kendi yolunu çiz” demişti. 

Birkaç hafta sonra Emre, biriktirdiği tüm parası ile yatırım yapmıştı. İki hafta boyunca da oldukça yüksek kâr elde etmişti. Sonra bir sabah kalktı ve internet sitesine ulaşılamıyor mesajı ile karşılaştı.

Sonraki üç gün, bir hafta Emre tek bir kişiye bile ulaşamamıştı. Sanki buhar olup uçmuşlardı.

Emre aptal yerine konmuş hissediyordu. Durduğu yerde duramıyordu her şeye öfkeliydi. Aradan birkaç ay geçince biraz daha sakinledi ve kafasında bir soru belirdi.

“Neden beni kimse uyarmadı? Neden ‘yanlış’ olana yanlış demediler?”

Bu soruyu bir sabah babası da sorduğunda;

“Seni kısıtlamak istemedik oğlum”  demişti.

Annesi ise;

“Özgür ol, kendi doğrularını kendin bul istedik” demişti.

Kısıtlanmak kimsenin istediği bir şey değildir. Herkes özgür olmak ister. Fakat insanın her yaşta yol gösterilmesine ihtiyacı olur. Özellikle de hayata dair deneyimleri az ise.

On sekiz yaşında bir genç olarak, kendine ne soracağını bile bilmiyordu.

​Emre;

“Benim karanlıkta, doğru tarafa döneceğimi düşündünüz baba. Oysa kavşakta hiç ışık yoktu. Yolu görmeden, hangi yol nereye gidiyor bilmeden, seçim yaptım ve bu da kaybolmama sebep oldu.

İnsanın her yanlış seçimden sonra hayatında bir şeyler eksiliyor. Ben belki sizin bana verdiğiniz parayı kaybettim ama çok önemli bir şey şunu fark ettim. Benim sizin yolumu aydınlatmanıza ihtiyacım var. Çünkü siz bu hayatta benden daha fazla deneyime sahipsiniz”.

Ebeveynlerin çocuklarına yapacağı en büyük katkılardan biri doğru deneyim transferidir.

O yüzden her ebeveyn çocuklarına miras olarak deneyimlerini bırakmayı düşünebilir. O miras ile çocukları karşılarına çıkan her kavşakta, yanlış yola sapmaktan kurtulabilirler.

20 Responses

  1. İnsan nedense ebeveyn olarak doğru yaptıklarını ve yanlış yaptıklarını çocuklarına transfer etmek yerine mal varlıklarını transfer ediyor.

  2. Sınırlar insana güven verir… Doğru zamanda doğru sınır ve doğru yönlendirme bir genç için en iyi destek olsa gerek…

  3. Çocuklar elbette özgür olmalı seçimlerinde ama doğru yol göstericiler yanında olduğunda çok daha az yanılırlar. Ebeveyn olarak o yolu gösteren kişi olmak daha doğru değil mi?

  4. şu dönemde ailelerin en büyük panikledikleri, korktukları, öfkelendikleri zamanlar çocukları ergenliğe girdiğinde oluyor. gerçekten zor zamanlar

  5. Çocuklar isteklerinin zıttında bir nasihat aldıklarında tepkisel oluyorlar, ta ki işler tersine gidene kadar. Tıkandıkları yerde onlar da gerçeği fark ediyor aslında. Ebeveynlerin bu konuda dengeli bir transfer yapması, çocukları doğru yönlendirmesi çok kritik oluyor. Zannedilen özgürlük ile gerçekler arasındaki fark can acıtıcı olabiliyor..

  6. Her ebeveyn çocuklarına miras olarak deneyimlerini bırakmış olsa halihazırda bırakmış olduklarından çok daha kıymetli bir şey bırakmış olmaz mı aslında?
    Kaleminize sağlık…

  7. Hali hazırda deneyimlenmiş yollar varken insan hayatındaki önemli süreçleri riske atsın ki?
    Emeğimize sağlık 🙂

  8. çok karşılaştığım ötneklerden birisi, sekiz yaşındaki çocuğun hiç fikri olmadığı konularda fikrini alan ebeveynler, 4 yaşındaki erkek çocukla yetişkin gibi konuşmalar, asıl rehberlik yapılması gereken yaş konuşulması gereken zamanlarda özgürlük adı altında bu tarz olaylara çok yaşanıyor.

  9. Çok güzel bir yere değinmişsiniz bir keresinde biri demişti ki evlatlar ebeveynlerinden daha iyi olmak üzere yetiştirilebilir çünkü onların öğrendiklerinin üzerine katma imkanı var.

  10. O kadar büyük bir imkan ki deneyimler… Bu dönemde bu çok kaybedildi, birçok mutsuzluk, başarısızlık da bununla ilgili belkide..

  11. İnsan hayatı bir kez yaşıyorsa; ona göre bir sabrı, ona göre bilinci, ona göre deneyimleri transfer edebilmeli.

  12. Evin büyüğünde aslinda bu hayatin kullanim klavuzu tabi her yaşli da evin buyüğu olmuyor… Kiymetli şeylere gereken degeri vermeyince iste boyle duse kalka yol yurumek zorunda kaliyor insan…

  13. Bugün ebeveynler çocuklarını özgür yetiştirmek için kendi haline bırakıyor. Oysaki onlara öğrenmeleri için yol göstermeleri çok önemli. Emeğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner