‘İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur.’ denir.

Şimdilerde işler biraz değişti. Samanlar küçük bir rüzgârla dağılıveriyor. Gönüller birbirinden çabucacık soğuyor. Samanlık da bir süre sonra çekilmez bir yere dönüyor.

Peki, küçük bir rüzgârdan neden bu kadar etkileniyor samanlıklar? Çünkü samanlığın deliklerinden çok fazla rüzgâr ve soğuk giriyor. O delikler ne mi?

Gerçekçi olmayan istekler, gereksiz kıyaslar. Üçüncü kişilerin yorumları;

“Eviniz de küçükmüş”, “Nerede oturacaksınız?” “Kaç gelinlik giyeceksin”, “Yemeksiz düğün mü olur?” “Ay damat kelmiş, kızın da babası hiç bir şey almamış”…

Bunlar bitmez tükenmez.

“Senin annen her şeye karışıyor.”, “Baban bana böyle dedi.”, “Sen hep kardeşini savunuyorsun.”, “Babaannen sürekli laf sokuyor.”, “Annen inatçı…”

Fayda vermeyen eleştiriler, bir yere varmayan tartışmalar…

Ah o kıyaslar yok mu? Herkes sadece aldıklarını, eğlendiklerini, yediklerini ve güldüklerini paylaşırken, insan ister istemez başkaları sorun yaşamıyor zannediyor. Seyahatler, gün batımı fotoğrafları…

Oysa yaşantımızın içinde sadece iyi günlerimiz olmaz ki.

Evliliğin temeli sağlam değil ise, en ufak bir pürüzde depremler ve yıkımlar gerçekleşiyor.

Ne diyor nikah memuru “İyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta hep beraber olmaya “Evet” diyor musunuz?”

Kimileri gerçekten “evet” diyor, kimileri de “imkânların varken seninleyim” diyor. Hayatta her zaman iyi gün yoktur ya da hayat her zaman kötü gitmez. İnsan her zaman hasta olmadığı gibi, sağlıklı da kalamaz. Hayatta dalgalanmalar vardır ve evlilik o dalgaları birlikte göğüslemektir. Aile olmak birbirinin lehinde olmak demektir.

Güneşi sevenler, batarken onu sevenler ya da doğarken onu özleyenler değildi.

Güneşi gerçekten sevenler, yıldıran öğlen sıcağında iken de ona değer verenlerdi…

Kocanızın işlerinin kötü gidiyor oluşu düzelmeyeceği anlamına gelmez. Ya da karınızın şu an yorgun ve mutsuz hissetmesi yarın tebessüm etmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü hayat düz bir çizgide akmaz. Düzensizlikler içinde bir dengesi vardır.

İnişler, çıkışların kıymetini belirler.

Ağaçları ne sonbaharda övenler, ne de ilkbaharda sevenler gerçekten kıymet verdi.

Ona asıl kıymeti verenler, kışın yaprakları yokken hürmet edenlerdi.

Güneşin önünde bulutun oluşu güneşi değersizleştirir mi? Ya da yazın altında serinlediğin ağaç, yapraklarını döktüğünde bir odun parçası mı olur sadece?

Gerçek değer güneşin ve ağacın varlığına verilendir.

Her şeyden bir çırpıda vazgeçmek kolay olan. Önemli olan ise kışın ayazında, o evi sıcak tutabilmek. Bunun için de yüksek bir özveri ve emek gerekir. İşte gerçek sevgi de bundan sonra gelir.

“Hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde hiç fark etmez. İkisinin de insan için olduğunu bilip, kabul edersek, gerisi hallolur!”

Hastayken sevgilisinin zahmetini çekmeyen, sağlığında da değerini bilemez. Samanlığı seyrana çeviren şey, imkanlar az olduğunda veya hastalıkta, yoklukta da omuz omuza durabilmektir.

26 Responses

  1. işte o zaman insanlar birbirlerine asıl güveni duymaya başlıyorlar. hastayken sağlıklıyken zenginken kıtlıktayken her davranışımız çok kıymetli

  2. Zahmetsiz elde edilen kolay vazgeçilen oluyor. Biraz emek, gayret… ev kurmak eşya almak değil, biraz naz çekmek, biraz alttan almak, biraz anlamaya çalışmakla oluyor…

  3. Ne güzel bir ölçü…
    Yakınımızdaki insanlarla olan ilişkimi gözden geçirtti : ne kadar onların kötü günlerinde destek oluyorum?

  4. Eskiler boşa dememiş dost kara günde belli olur diye. İki eli kanda olup gelen var, işi olmadığı halde gelmeyen var. işte o zor günlerde kend zorluğuna rağmen gelen ve çabalayan kişilerden gerçek dost ve gerçek aile olur…

  5. İmkanlar varken herkes çok iyi…O imkanlar olmadığında da hala yerini, özverini ve sevgini koruyabiliyor musun?

  6. Sevginin gerçekliği varlıkta ve yoklukta, hastalıkta ve sağlıkta, gençlikte ve yaşlılıkta… Zorlukları ve güzellikleri ile beraber ölçülmeli gerçekten de

  7. Güçlüyü tüketmek gibi bir amacı olmamaşı insanın. Cesaretlendirmeli, duygularını yatıştırmaya çalışmalı. Reyhan olmalı ilişkilerinde.

  8. Gerçek sevgiyi anlamak icin anne cocuk sevgisine bakarak anlariz. Cocugun sana haz verirken mi severiz sadece hastayken de… Bizi uzerkende… Ama insan eşinı o denli gerçek sevgi temeline oturtmadan zor gelir tabi hersey… Emeginize sağlik…

  9. Dönemi ne de güzel özetlemiş bir yazı… Araya giren rüzgarların kanalını tıkayabilmek ümidiyle..

  10. Birşeyler iyi gitmeyebilir düzelir, neler gelip geçmedi ki?
    Biri bir gün dedi ki “etrafınızdaki olaylar iyi olmasa da siz iyi olun”
    O zaman o süreçler lehimizde ilerliyor.

  11. İki gönül bir olunca gerçekten birr olamayan evlilikler; Birlik olmayıncada desteksiz bir birini düşünmeyen bencil mutsuz yuvalar. Halbuki beraber olunduğunda hayatın getirdiği herşey paylaşıldığında ozamn mutlu huzurlu keyifli bir aile olunur:)

  12. Ahh o kıyaslar. ne kadar da yorucu yıpratıcı. yetişmeye çalışma çabası. her şeyin yeri değişti. normaller a normal oldu. instagram da ki anlık fotoğraflardan ya da bir film karesinden cıkarımla hayat yaşama çabası. Yanlış yapılan zannetmeler. oysa o foto çekilmeden öncesi ve sonrası hüsran.

  13. Ne kıymetli bir ölçü…İnsan zor zamandan geçerken yada bir olumsuzlukla karşılaşmışken duyguları çok aktif olabiliyor. Zannediyoruz ki bu hep böyleydi ve hep böyle gidecek. Ne adaletsiz bir algılama…Bakabilse insan çok daha öncesine.. Anlayacak aslında tüm zamana yaydığı şeyin geçici olduğunu…

  14. Hastalıkta, kötü günde de beraber olmak ne kadar da insanların düşünmeden “evet” dediği bir kısım

  15. Her şeyden bir çırpıda vazgeçmek kolay olan. Ne kadar da doğru bir yaklaşım.
    insanların konfor tuzağında olduğu bu dönemde, ben boyutunda yaşarken
    kurduğu çarpık ilişkilerde ne kadar hızlı başlangıçlar ve ne kadar hızlı vazgeçişler
    yaşıyoruz maalesef.
    bu tür bloglar, seminerler bu konularda bilinçlenmemiz için çok faydalı teşekkürler.

  16. Çok güzel bir yazı olmuş. İnsan emek vererek bir şeye ulaştığında ondan vazgeçemiyor. Emeğinize sağlık:)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner