Dünden kalan doğum günü süsleri hala salondaydı. Renk renk balonlar duvarın bir ucundan bir ucuna sıralanmıştı. Birkaç gün böylece kalmasında bir sakınca görülmemişti. Annesinin yaptığı köstebek pastanın üstündeki üç tane mumu bir çırpıda üflemişti Eren. Tombul yanakları, merakla bakan iri gözleri ve gülünce yanaklarında beliren küçük gamzeleri vardı. Bugün ise o çukur pek görünmüyordu. Eren sürekli kulağını tutuyor, başını bir yana eğiyor, huzursuzlanıyor ve sık sık ağlıyordu.
Annesiyle babası bir şeylerin yolunda gitmediğini fark etmişti. Annesi endişeyle:
“Galiba kulağında bir sorun var.” dedi.
Çok beklemeden Eren’i doktora götürdüler. Doktor odasının kapısı kapanır kapanmaz Eren’in içinde fırtına koptu. Tabi bu fırtına sadece içeride değil dışarıda da koptu. Avazı çıktığı kadar bağırıp ağlamaya başladı. Küçük bedeniyle anne babasının kollarına ve bacaklarına sarıldı. Babası kucağına alsa da, kendini geriye attı. O küçücük odada büyük bir kıyamet kopmuştu. Eren’in doktordan bu kadar korkacağını ailesi tahmin edememişti.
Doktor anlayışla gülümsedi: “Sorun yok bütün çocuklar böyle, doktor görünce korkuyorlar. Yarın işitme testi için tekrar gelmeniz gerekiyor.”
Anneyle baba başlarıyla onayladılar ama içlerinden “Yarın nasıl olacak acaba?” diye geçiriyorlardı. Bugün onlar için zor bir gün olmuştu.
Ertesi gün doktora geldiklerinde bambaşka bir Eren vardı. Sakince sandalyeye oturdu. İşitme testinde, kulaklık takılırken tepki vermedi. Doktorun ve teknisyenin söylediklerini de sakince dinledi. Ses gelince elini kaldırdı, ses kesilince indirdi. Ne ağladı, ne kaçtı, ne de huzursuzlandı. Çok şükür test kısa sürede bitti. Doktor şaşkınlıkla anne babaya baktı: “Dün yerinde durmayan bu çocuğa ne yaptınız da bugün bu kadar uyumlu oldu?”
Anne bir gün önceki günü hatırlayarak gülümsedi. O gün eve dönünce olanları kızına anlatmıştı.
Aslı sabırlı, dikkatli ve kardeşi Eren’i çok seven bir ablaydı. O akşam Eren’i yanına oturtup doktorların anlatıldığı hareketli, resimli kitabın sayfalarını tek tek çevirmişti.
“Bak Eren. Bu doktor. İnsanları tedavi eder.”
Resimde doktorun kulağına baktığı bir çocuk vardı. “Kulak böyle kontrol edilir.”
Ağzına baktığı bir resim: “Ağız böyle kontrol edilir.”
Karnına dokunduğu başka bir resim: “Doktor eliyle buraya basar ve acıyor mu? diye sorar.”
Beyaz önlüklü adamın neden dokunduğunu bilmeyince, bedenine yapılan her temas tehdit gibi gelmişti Eren’e. Ablası da ona şunu öğretmişti:
“Doktor kötü biri değildir. Bizi iyileştirmek için dokunur ve bizi tedavi eder.”
Eren artık durumu daha iyi anlamıştı. Korku bilgiye dönüşmüştü. O haklıydı çünkü hiç tanımadığı beyaz önlük giymiş bir adam ona dokunuyor, çok ciddi duruyordu. Üstelik kulağına metal aletler sokuyordu. Bilmediğimiz bir şeyler oluyor, birileri üstüne üstüne geliyor ve o arada ağrılı kulağına dokunuluyordu. Eren çok haklı değil miydi korkmakta?
Ablasının açıklamaları çok rahatlamıştı. O gün Eren sadece işitme testi vermedi. Büyükler için bile zor olan bir şeyi öğretti:
İnsan bilmediğinden korkar. Anladığında ise sakinleşir.
Ve bazen bir çocuğu rahatlatmak için zorlamak değil, deneyimleri anlatmak yeterlidir. Bu bilgilendirmeler önce ailede başlar. Sonra çevredekilerin verdiği tepkileri ve davranışları çocuklar öğrenip örnek alır.
Sadece “Korkma!” demek gerçekten yeterli midir? Yoksa neyi neden yaptığımızı anlamak ve anlatmak mı daha kıymetlidir? Ve ilk öğrenmeler, hayata doğru tepkiler vermeler aile ile başlar.
Aile öğretir, aile eğitir, aile yetiştirir… Aile, iyi öğrenci yetiştiren bir okuldur.
15 Responses
Aile çok iyi öğreten bir okuldur. En iyi öğretmenler ailenin içinde olur.
Insan bilmediğinden korkar. Ögrendigi anda cocuk ya da yetişkin farketmez korkuları azalmaya başlar. En iyi öğrenme yeri ise ailedir. Öğrenme orada başlar.
Ailemiz çok kıymetli güvende hissettiğimiz yer.
İnsan bilmediğinden korkar elbette, nasıl ki gölgeler bile korkutur bazen sonra gerçeği görünce güleriz aslında korkacak bir şey yokmuş:)
Ne güzel anlattı kardeşine belirsizlik kalktı
Doğru yaklaşım ne kadar önemli 💐❣️
Anlamadan verdiğimiz her tepki işleri daha kötüye götürüyor, çok üzücü. Sonra da dertleniyoruz neden gerginiz diye…
çocuklara komut verelim onlarda uysun istiyoruz. bilmeyince neleri neleri yanlış yapmışız
İnsan gerçekten bilmediğinden, tanımlayamadığından çok korkabiliyor. Ya da ne yapacağını bilmediğinde kaygılanabiliyor. Keşke hepimizin ailesi bu kaygıları ve korkuları nasıl yönetebileceğinizi öğretebilse. Çünkü “Korkma!” demek yeterli olmuyor.
Aile olmak aslında her şeyi ne kadar da kolaylaştırıp insanın kendini güvende hissetmesini sağlıyor. Aileyi kuruyoruz ama aile olabiliyor ve aile kalabiliyor muyuz? Zor olan buydu… Ama bu zorluğun ardında o kolaylık ve güven hissi her şeye değerdi.
Her ilişkide olduğu gibi çocuk yetiştirirken de onları dinlemek anlamak ve ona göre tepki vermek çok önemli. Elinize sağlık😊
İnsanın ilk öğretmeni anne ve babasıdır, evlerin salonları da ilk okuludur çocuğun, o yüzden mesele anne baba olmak değil mesele yetiştiren öğreten anne baba olmakta… ♡
Aile öğretir, aile eğitir, aile yetiştirir…
Belirsizlik olunca insan tedirgin olur. İnsan bilmediğinden korkar. Anladığında ise sakinleşir. Bu yüzden neyi neden yaptığımızı anlamak ve anlatmak daha kıymetlidir.
Aile çok değerli… Onu okul yapabilmek için önce ebeveyn olarak bizim yetişmemiz gerekiyor
Bazen sorumluluğumuz altında olan kişiler konusunda bir şeyler için acele edebiliyoruz. Oysa her insanın hakkıdır anlamak, öğrenmek… Belki bu başta biraz emek istiyor ancak devamında bir sakinlik ve neyi neden yaptığını bilme farkındalığı oluyor. Aksi halde temelsiz büyüyen çocukların süreçlerinde anne baba daha fazla yoruluyor…
İnsan tanımlayamadığı şeyden gerçekten korkuyor. Abla ne kadar da duyarlı davranmış, anlamak çok kıymetli 🌸