Mert ve Leyla, iki sevgi dolu kalp… Birbirlerinin gözbebekleri, biricikleri…
Okulun son sınıfında başlamıştı ilişkileri. Leyla mimarlık, Mert mühendislik okuyordu aynı üniversitede. Ortak bir arkadaşları vesile olmuştu tanışmalarına. İlk andan itibaren farklı bir bağ kurulmuştu aralarında. Saatler süren sohbetler, birlikte yenen yemekler, alışverişler, bazen bir kitaptı ortak noktaları bazen ülke gündeminden bir olay… Mutlaka paylaşacak bir şey bulurlardı bir araya gelince. Ve nihayet duygularını da paylaşmışlardı birbirleriyle. Sonra kalpleri de elleri de birleşti sevgiyle.
Okul biter bitmez evlenmek istediler ancak şartlar pek uygun değildi. Önce iş bulup biraz para biriktirmeye karar verdiler. Çok geçmeden iş buldular. Çalışmaya başlayınca görüşme süreleri kısalmıştı ama bir araya geldikleri zamanları dolu dolu geçiriyorlardı artık. Her cumartesi İstanbul’un bir semtini geziyorlardı, aynı akşam da arkadaşlarıyla buluşuyorlardı. Pazarları ise önce sahilde yürüyüş, sonra kahvaltı, sonra belki sinema belki alışveriş ya da görmek istedikleri bir sergi… Zor olan her akşam ayrılma vaktinin gelmesiydi. Nihayet bir yılın sonunda evlenmeye karar verdiler.
Küçük ama samimi bir düğün yaptılar en yakınlarıyla. Bir çatı altında olmak, birlikte uyanmak, artık hasret çekmemek yıllardır bekledikleri şeylerdi. Ama insan çok istediği şeye sahip olunca, ona her an ulaşılabilir olunca yavaş yavaş normalleşiyordu hayat. Evliliğin ilk zamanlarındaki hareketlilik monotonluğa bıraktı yerini. Eskisi gibi hafta sonları dolu dolu geçmiyordu artık. Evde kalmayı tercihe diyorlardı çoğu zaman.
Evliliklerinin ikinci yılında Mert terfi aldı ve sorumlulukları arttı. Aynı zamanlarda Leyla da iş değiştirmişti. Yani ikisinin de temposu yoğunlaşmıştı. Sorumluluklar, bitmeyen koşturmacalar… Birbirlerini ne kadar sevseler de birlikte vakit geçirmek onlar için pek kolay değildi artık. Tatil günlerini denk getirmekte bile zorlanıyorlardı. Bir tek akşamları kalmıştı kendilerine.
Zamanla akşamları da pek bir şey yapmaz oldular. Mert eve gelince çoğunlukla televizyon seyrediyordu uzanıp. Son zamanlarda bilgisayar oyununa da başlamıştı. Günün yorgunluğunu böyle atıyor, kafasını dağıtıyordu kendince.
Leyla ise ne kadar yorgun olsa da birlikte vakit geçirmek istiyordu akşamları. Yan yana oturmayı, kahve içmeyi, belki hiçbir şey yapmamayı… Ama birlikte olmayı.
Önceleri biricik eşini anlamaya çalıştı. Evet, çok yoruluyordu, bin bir çeşit insanla uğraşıyordu. Onca kalabalıktan eve gelince de tek başına kalmaya ihtiyaç duyuyordu. Yine de Leyla’nın bir yanı, “arada bir de bana zaman ayırsa, çok mu şey istiyorum” diyordu.

Derken bir gün, Leyla’nın içindeki o sızı dile gelmek zorunda kaldı. Susmak, anlayışlı olmak istemiyordu. Mert’e dönüp, biraz kırgın biraz da kızgın bir ses tonuyla:
“Biliyorum çok yoğunsun da biz biraz olsun beraber vakit geçiremez miyiz? Benimle geçen vakit sıkıcı mı gelmeye başladı sana?”
Mert, şaşırmıştı, bilindik bir cevap verebildi:
“Hayatım, biliyorsun ikimiz de çok yoğunuz. Mümkün olduğunca ben de vakit ayırmaya çalışıyorum.”
Leyla, sanki bu cevabı zaten bekliyormuş gibi iç çekti. Zaten daha farklı ne söyleyebilirdi ki? Fazla uzatmadan odadan çıktı.
İnsan yoğunlaştıkça en çok yakın çevresini yani ailesini ihmal ediyor. Nasıl olsa hep beraberiz, beni anlarlar diyerek idare edeceklerini düşünüyor.
Gerçekten de insanın hayatında en anlayışlı, en fedakâr, en özverili olan ailesi. Ancak bu anlayış, bu fedakârlık karşılıklı olunca güzel ve devamlı oluyor. Aynı evde yaşamak yetmiyor aile olmaya. Bireylerin birbirlerine değer verdiği, birbirini sevinciyle sevinip, üzüntüsüyle dertlendiği, ortak problemlere çözüm aradıkları, ortak amaçta birleştikleri yerdir aile. En kıymetlilerimiz de o ailenin içinde.
Ortak anlar… Ortak tüketimler… Ortak keyifler…
Arkadaşlarla yenen yemekler, oynanan maçlar, içilen kahveler çoğu zaman daha eğlenceli gelir insana. Evet, insanın farklı ortamlara, sosyalleşmeye ihtiyacı her zaman vardır. Ancak fark etmeden, asıl bağı kuvvetlendiren yeri boş bıraktığımızda işin rengi değişir. İnsan kendi sığınağını yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Mutsuz yüzler, asık suratlar, laf sokmalarla savaş alanına döner.
Halbuki aile tüketimin yapılacağı en güzel yerdir. Aileyle birlikte yemek yemek, birlikte yürüyüşe çıkmak, vakit öldürmek bile aradaki bağı sessizce güçlenir. Büyük planlara gerek yoktur aslında. Bazen sadece aynı koltukta, aynı filmi izlemek bile yeterlidir. İnsanın ailesi kendini savunması gerekmeyen tek yerdir.
Güçlendiği ve güçlendirdiği…
Tek kalp olabildiği…
19 Responses
Aile en iyi sığınaklardan biridir. En ihtiyacımız olduğu anlarda en güvenli alandır…
Vakit geçirmenin en kıymetli olanı ailecek geçirilen zamanlardır. 🙃 arkadaşlarla gidip kafa dağıtmak sadece laftan ibaret olsa gerek ☺️
Ortak hedef tüketim, keyif beraber yol almak ne kadar güzel. Bazen sessizce oturmak bile.
Her şeyin dengesini sağlamak ne kadar da kıymetli.
Birlikte kaliteli zaman geçirmek çok zor değil aslında, yeter ki her iki taraf ortak noktada birleşmeyi tercih etsin. 🙂
Gerçekten de insan ne de çabuk normalleştiriyor… En yakınlarımıza en uzak olmaya başlıyoruz maalesef..
İnsan ailesiyle aynı yöne bakıp, aynı şeylerden keyf almaya başladıkça aradaki bağ güçlenir…
Bedel ilişkilerde bağı güçlendirir.
Aile insanın huzur bulabileceği tek yer…Ama ilk fırsatta ihmal ettiği yerde orası…
Ailede huzur yoksa başka bir yerde huzurlu olma şansı yok insanın…
Çok basit gibi gözüküyor ama sık rastlanan bir sorun olduğunu düşünüyorum ve insanlar buna basite aldıkları için bir çığ gibi büyüyor evlilikler yıkıyor bu ihmaller çok güzel bir konuya değinilmiş kaleminize sağlık
Aile olabilmek çift taraflı fedakarlık gerektirir.
Günümüz dünyasında koşuşturmaktan birbirimizi göremez hale geliyoruz.
Aile denince ortak yapılan şeyler akla geliyor… İllaki pazar kahvaltısı..
İki farklı kalbin aynı hedeflerde bir olduğunda her şeyin tadı güzel oluyor.
Burada en kritik kırılma noktası “ulaşılabilirlik”,nasıl olsa beraberiz deyip bilinçsizce yatırım azalıyor en yaygın hatalardan maalesef..denge şaşmış. Bazen ilişkiyi bitiren büyük şeyler değil küçük ihmallerin birikmesi olabiliyor.
Ortak amaçta birleşilen yer aile… Çok doğru bir ifade. Oysaki bugün aile fertleri ne kadar da farklı yönlere bakıyorlar? Bir evin içerisinde bireysel takılan insanlar… Yazı bir ailenin nasıl olması gerektiğini çok güzel anlatıyor. Elinize sağlık.
Yine çok güzel bilgilendirici bir yazı olmuş,evet bence de en önemli en başta ki tüketimlerimizi aile yerine sosyal veya iş çevresinde kullanırsak bence bir o kadar aileden eksilmeler yaşarız,yani hangi duyguyu hangi ortamda fazlasıyla yaşarsak olması gereken ortamda eksikliğini yaşarız bence
Günümüzdeki ilişkiler ve iletişimsizlikler bundan daha iyi anlatılamazdı herhalde
Bir çok birlikteliğin sürecinde yaşanılan durumlar normalleştirdiğimiz, göz ardı ettiğimiz, bazense hiç farkına bile varmadığımız sadece bir yastığı değil bir hayatı paylaştığımız kişi/ kişilerin ve anılarımızın kıymetini bilmek ne de önemli. 🙂
Hayatımızdaki yoğunluklar bazen kendi derdimize düşüp, etrafımızda bağımız olan kişileri ihmal etmemize sebebiyet verebiliyor. Farkında bile olamıyoruz çoğu zaman. Dengeyi kurabilmek en güzeli…💐
Aslında zaman azlığı şikayet ediliyor fakat bu bahane olmamalı eşler aileye yatırım yapmalı. Çünkü ileride sığınılacak limanı boş bırakmamak lazım..