“İnsan sevdiğine benziyorsa eğer sevdiğiyle de yönü benzer.

Benzer yönde olanlar, benzer şeylerle karşılaşırlar…

Bu karşılaşma ise hemen değil, adrese yaklaştıkça gerçekleşir.”

Sabah buz gibi suyla yüzünü yıkamak çok hoşuna gidiyordu Mehmet’in. Sanki yüzünde uyuyan her hücreye “kalk hadi sabah oldu!” diyordu.

Sahuru yapmış, okuması gereken birkaç makaleye göz gezdiriyordu.  İçinde hem bir hüzün, hem de bir sevinç vardı. Ramazan’ın bitişine üzülüyor ama bayramda memlekete gidecek olmasına da seviniyordu. Ailesi küçük bir kasabada yaşıyordu. Mehmet de İstanbul’da bir adliyede kâtiplik yapıyordu. Yıllardır tek başına yaşıyordu. Evcimendi Mehmet, evde olmayı seviyordu. Ailesinden ayrı olduğu için de hep bir aile özlemi vardı. Arkadaşlarının aksine, evlenmek istiyordu. Evini, ekmeğini, kalbini paylaşacak biri olsa ne güzel olacaktı. Bu kadar istemesine rağmen, bir türlü hayat arkadaşını henüz bulamamıştı.

Nasıl aranırdı ki hayat arkadaşı?

Arayınca bulunan bir şey miydi? Yoksa hayat mı denk getiriyordu?

Arkadaşları bir sürü insanla tanıştırmıştı. Kimisi Mehmet’in tipini beğenmedi, kimisi de işini… Belki de asıl sebep zamane kızlarına hitap eden bir albenisinin olmamasıydı.

Mehmet hayatını paylaşacağı insanın daha çok hangi yöne gittiğiyle ilgileniyordu. Sonuçta yolculuk arkadaşı ile aynı kafada olmak hayatı daha keyifli hale getirirdi.

Bir gün yolda biriyle yan yana gelecek ve yola onunla devam edecekti. Buna inanıyordu ve sadece doğru zamanı bekliyordu.

Kahvaltıyı bitirip bavul hazırlamak için odasına gitti. Kalacağı her gün için kıyafet koydu. Planlı ve düzenli bir adamdı. Rutinleri sever, hayatında farklılıklara pek yer vermezdi. Arkadaşları ile bile belli günler buluşurdu. Orda bile rutini vardı.

Elbette hayatın başka planları olabiliyordu. Bazen sürprizler, bazen hayal kırıklıkları… Hayat bizim planlarımıza göre yaşanmıyordu ki her zaman.

Bavulu kapatmak üzereydi ki telefonu çaldı.

“Oğlum neredesin? Herkes burada, bir sen yoksun.”

Bir an duraksadı ve elini alnına vurdu. “Şak!” diye ses çıktı kendi de şaşırdı. Bugün için program yapmışlardı, İstanbul’un Ramazan’da güzel olan yerlerini gezeceklerdi. Arkadaşı kızmakta haklıydı çünkü bu planı o yapmıştı.

“Hay ALLAH! Aklımdan çıkmış, şimdi çıkıyorum.”

Buluşma noktasında onu bekleyen gruba doğru yaklaştı. Tatlı sert bakışlar Mehmet’i süzüyordu.

Utanmıştı, kendini açıklama ihtiyacı duydu. “Hakkınızı helal edin aklımdan çıkmış!” Kimi güldü kimi “Önemli değil!” dedi. Bu seferki grupta tanımadığı insanlar da vardı. Hepten gerildi, tanıdıkları ile bile göz teması kurmaktan çekindi. Nedense yanakları hafif kızardı. Onu iyi tanıyan birkaç kişi anlamıştı, bıyık altından güldü.

Tanımadığı kişilerin elini sıkarken mecbur yüzlerine baktı. Tam o sırada biri vardı ki, çok başka gülümsemişti. Hafif başı yana eğik; “Ben Seda” dedi.

Mehmet, içinde bulunduğu duyguyu nasıl tarif edebilirdi ki?

Sanki uzun süredir aradığı değerli bir eşyayı, beklemediği bir yerde bulmuş gibiydi. Şaşkın, mutlu, biraz da endişeli. Mehmet bir an elini kolunu nereye koyacağını şaşırdı ki imdadına bir arkadaşı yetişti.

“Mehmet, Seda benim iş yerinden arkadaşım.”

Mehmet sadece “Selam!” diyebildi. Tek kelime ile karşı tarafa iyi niyetini ifade etmeye çalışmıştı. Karşıdaki o naif gözler de “selam” diyerek karşılık verdi. Seda tebessümlü, narin ve pek konuşmayan bir kızdı. Mehmet ise karşısındaki insanla uyuşursa saatlerce konuşmaya bayılırdı. Muhabbet bir şekilde açıldı ve Mehmet konuştu Seda dinledi…

Dinleyen ve anlatan… Detayda farklılıkları olsa da yönleri, hayata dair isteklerinde çok benzerlikler vardı. Bu da sohbetlerini derinleştiriyor ve onları yakınlaştırıyordu. Ayrılma zamanı geldiğinde ikisi de yıllarca birbirlerini tanıyorlarmış hissiyatıyla ayrıldılar.

Mehmet eve giderken sol tarafındaki boşluğu doldurmuş gibiydi. Yüzünde istemsizce beliren gülümsemeyi fark etti. Dala konmuş bir çift kumru gördü. Daha önce bakmadığı gibi baktı kumrulara.

Baba ocağına vardığında Mehmet iki gün önceki Mehmet değildi. Bayramı çifte kavrulmuş fıstıklı lokum tadındaydı. Annesi yüzündeki ifadeden, “bu oğlanda bir hal var” diye düşündü.

Gözlerinde bir ışıltı, ses tonunda bir neşe vardı. Zaman zaman bir şarkı mırıldanıyordu. Hani radyonun düğmesini çevirirsiniz de frekansı bir türlü yakalayamazsınız ya. Rahatsız edici cızırtılar yüzünden düğmeyi sürekli çevirirsiniz. İşte Mehmet çok ince bir ayarla berrak bir ses yakalamıştı. Adeta kalbinin frekansı sesiyle dile geliyordu.

Hayatın içinde sizi mutlu eden bir yönünüz varsa ve o yönde sizinle beraber yol alan bir hayat arkadaşı da bulduysanız;

Sizin için hayat artık her gün çifte bayramdır. Yönünüzü çevirdiğiniz adrese yaklaşmak yol arkadaşlarıyla güzeldir.

Hele de bu aile üyeleriyle beraber yürünen bir yolsa…

Yol da güzelleşir, yolculuk da. Hal böyle olunca adrese varmak için acele etmeye gerek var mı?

İyi Bayramlar, hem de çifte kavrulmuş lokum tadında…

31 Responses

  1. Mesele iyi insanlarla karşılaşmak değil. İyi insanlarla beraber yol alabilmek.

    Birisi bir gün dedi ki 🙂 ”Aynı yönde olanlar toplanır… Ne kadar yabancı olursa olsun… Farklı yönde olanlar ayrışır… Ne kadar tanıdık olursa olsun… İster bugün az… ister yarın fazla…”

  2. İnsanın yönünü bulamamış olması ne kadar da zorluyor onu. En kötüsü bazen bunun farkına da varmıyor. Özellikle de ilişkilerinde

  3. Evlilik; çiftler aynı yönde olduğunda keyifli, kolay ve zor olmaktan çıkıyor.Aksi takdirde ömür törpüsü…Yönünde ilerlemek isterken farklı yönde seni çeken bir kuvvetle yol alamadığın gibi olduğun yerde debelenmekten yorar seni😔

  4. Yolculuk var keyifli geçer nasıl geçtiğini anlamayız, yolcluk var sıkıntılarla geçer biran önce bitsin isteriz. Yolculuğumuzu nasıl geçireceğimiz aslında yine bizim elimizde. Çok güzel bir yazı olmuş

  5. Okurken gençlik dönemlerindeki arayışlarımiz canlandı gözümde. İnsan hep arar. Bazen buldum zanneder bazen de gerçekten bulur. İşte bulanlar yolunu devam ettirebilenler olmuş. O kıymetli yolu kıymetli kişilerle yürüyenlerden olabilmek temennisiyle ☀️🌸

  6. Bu yazıyı tekrar okuyunca, gerçekten de insanın sevdiği insanlara bir de benzemek yönünde bakması gerektiğini düşündüm

  7. Benzer yönde olanlar, benzer şeylerle karşılaşırlar…

    Gerçekten de öyle değil midir?

    Teşekkürler bu yazı için

  8. Eskiden bi arkadaşım “Sınavı yok ki geçelim, dersi yok ki çalışalım!” demişti :))) onu anımsattı bu yazı bana… Evet gerçekten doğru yolda harekette karşılaşılan bir şey olsa gerek yol arkadaşı :)))

  9. Bu dünya için ne kadar önemli aynı yöne gidebildiğin yol arkadaşı…Tatlı bir tebbessüm bıraktınız bize, güzel yazınız için teşekkür ederim.

  10. Selam “benden sana zarar gelmez” anlamına da geliyordu ve kalpleri ısınır yol da güzelleşir yolcu da…

  11. Hayat yolculuktan ibaret..İnsan bu yolculukta yoldaşlara ihtiyaç duyuyor..
    Nasıl bir yol arkadaşımız olsun o da bizim tercihimiz..

  12. ne hoş gerçekten de ağız dil tutulduğu bir vakit. aynı hedefe YOLDAŞ ile beraber yürümek 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner