Buğday hasadının bitimiyle birlikte, Samet Bey’in yıllardır çektiği hasret nihayet sona erdi. Dünyaya gözlerini açan Ali’nin ağlama sesleri, dışarıdaki horoz seslerine karışıyordu. Evde tam bir bayram havası vardı. Samet Bey büyük bir sevinçle hanımına döndü:
“Nihayet tarlada, bağda bana omuz verecek bir göz aydınlığımız oldu!” dedi. Erkek kardeşe sahip olacak olan dört kız kardeş de evdeki bu neşeye ortak oluyordu. Babalarını ilk defa bu kadar mutlu görmüşlerdi. Samet Bey’in sevinçten içi içine sığmamış, bu durumdan ötürü günlerce köyde lokma dağıttırmıştı.

Zaman su gibi akıp geçti. Ali sevimli, afacan ve ele avuca sığmayan bir çocuk oldu. Kendini herkese kolayca sevdiriyordu. Babası, henüz küçük olduğu için kıyamayıp onu işe koşmuyordu. El bebek gül bebek büyüyen Ali, okula başladığında ise hastalıklardan bir türlü kurtulamadı. Oysaki Samet Bey’in en büyük hayali, oğluyla yan yana gelip toprakta çalışmaktı. Okul ve ödevler derken baba oğul ekip olmaya bir türlü fırsat bulamadı.
Yıllar hızla geçti ve Ali gürbüz bir delikanlı oldu. Samet Bey onun için ne hayaller kurmuştu… Kendisine destek olacak, işleri devralacak ve o da biraz rahat nefes alacaktı. Evde ikinci bir erkeğin varlığı gücüne güç katacaktı. Ancak Ali lise çağına gelince, ailesinin zorlukla aldığı arabayı gizlice kaçırmayı huy edindi. Samet Bey ise tek oğlu diye buna göz yumuyordu. Bir gece Ali yine arabayı alıp çıktı ancak eve dönmedi. Durumu fark eden Samet Bey endişeyle beklerken telefonu çaldı. Arayan polisti; Ali’nin kaza yaptığını ve hemen hastaneye gelmeleri gerektiğini söyledi.
Neyse ki Ali’nin durumu ciddi değildi. Buna rağmen ailesi onun üzerine titredi. Ali, onların bu sonsuz sevgisi karşısında derin bir mahcubiyet hissetti. Bir süre babasına bağ bahçe işlerinde yardım etti. Ancak Ali’nin hayal ettiği hayat bambaşkaydı. Bu sessizlik uzun sürmedi ve bir gün babasının karşısına dikildi.
Samet Bey tarladan yorgun dönmüş, akasya ağacının gölgesinde soluklanıyordu. Ali, elleri cebinde doğrudan konuya girdi:
“Baba, ben artık bu çiftlikte vakit kaybetmek istemiyorum… Arkadaşlarım şehirde gezip tozarken ben burada tıkılıp kaldım.”
Samet Bey şaşkınlıkla oğluna baktı:
“Oğlum, burası bizim geleceğimiz. Yarın bir gün hepsi senin olacak.”
Ali umursamazca omuz silkti:
“Ben çiftçi olmak istemiyorum ki! Kendime şehirde yeni bir hayat kuracağım. Senden sadece araba almak için yardım istiyorum, çok mu yani?”
Samet Bey’in sesi titredi:
“Elimizdeki bütün parayı tarlaya yatırdık Ali, biliyorsun. Şimdi durup dururken nasıl araba alalım?”
Ali sesini yükseltti:
“Ne olacak sanki, bir arsadan mı mahrum kalacaksın? Nereye baksan arsa zaten… Bunca yıl buradaydım ne değişti? Araba benim hakkım!”

Oğlunun bu bencil sözleri Samet Bey’i derinden yaraladı. Halbuki o, tek oğlu okusun diye, kendisinin mahrum kaldığı tüm imkanlarını önüne sermişti. Çiftlikteki ağır işleri, ilerleyen yaşına rağmen tek başına üstlenmişti. Samet Bey, “Oğluma nasıl daha iyi bir gelecek sunabilirim?” diye çırpınırken, Ali yapılanları sadece bir “babalık görevi” olarak görüp küçümsüyordu.
Kendi kendine, “Tabii ki eğitimimi karşılayacak, babam değil mi? Tabii ki bana araba alacak. Burada çalışıp para kazanacağım bir yer mi vardı sanki?” diye düşünüyordu.
Bunca emeğe teşekkür edeceğine, kendisine verilen her şeyi bir kalemde silip atmıştı. Ali’nin bu katı tavrı Samet Bey’i derin bir şüpheye düşürdü. Yaşlı adam balkondaki eski sandalyesine çöktü. Gözlerini batan güneşe dikti, yutkundu ve içinden sessizce sordu: “Acaba oğluma gerçekten iyi bir baba olamadım mı?”
Yaşlı adamın o an bilmediği tek şey;
İnsanoğlunun nankörlüğe ve yapılan iyilikleri bir çırpıda yok saymaya ne kadar meyilli olduğuydu.
Anne baba çocuğuna sınırsız imkanlarını verebilir. Onu mutlu etmek ister aslında. Bu sınırsız vericilik çocuğun ileride nankör davranışlar sergilemesine ve mutsuz olmasına neden olabilir. Çocuklar ne kadar çok ailede sorumluluk alırsa o kadar az nankör davranış sergiler.
20 Responses
Imkanlar sanıldığı gibi insanı mutlu etmez..Açlık insana marifet kazandırır.
Bazen sınır çizebilmek asıl başarıdır…
İnsanı olgunlaştıran ve nankörlükten uzaklaştıtan aldığı sorumluluklardır…. Çocuk yetiştirirken ne kadar da önemli bir detay…
İnsan nasıl da her şeyi kendine hak görebiliyor. Ama en kötüsü biz büyükler çocuklarımıza iyilik yapalım derken onları nasıl da bozuyoruz
Kaleminize sağlık, insan imkan verilirse işlerin iyiye gideceğini zannediyor. Gerçekten öylemi? yazınız insanı düşündürüyor.
Çocuklarına sorumluluk verip hem onların gelişmesine destek olan hem de aileyi birbirine vefalı olmaya sevk eden ebeveynler şu anda öyle anormal karşılanıyor ki.. oysa biraz geçmişe dönüp baktığımızda güçlü aile yapılarında ortak olan özellik bu yetiştirme tarzı. Umarım toplum olarak gerçeği görür uykudan uyanırız…
insan büyüdüğünde anlıyo anne babanın emeklerini tai zorluk görüp ders çıkarabilirse…
İnsanın sahip olduğu en kötü şey belki de eline verilen imkanlardır…
Çocuklara kıymayalım derken kıymak bu olsa gerek
Bizler bazen iyi anne baba olma niyetiyle çocuklarımızın her istediğini yaparak bir konfor alanı oluşturabilitoruz. Sonrasında bunun boyutu kontrolden çıkabiliyor ne yazık ki… Oysa ki kıvamında tutabilsek bu sorunlarla da karşılaşmayacaktık…
Bedel alan kişi bedel aldığına nankörleşiyor ve bu kanun hiç değişmiyor. Kaleminize sağlık.
Insan nankörlesmeden şikayet edemez… Ne güzel bir bilgi…
Ne kadar aci…
Mutlu etmek isterken büyük bir mutsuzluk inşaa etmek ne üzücü…
Anne ve baba çocuklarına sorumluluk vermeyerek onlara ve kendilerine ne büyük kötülük yaptığını farketmesi yaşadığı nankörlük ile olabiliyor maalesef.
Çocuğumuz bizim sahip olduğumuz imkanların aynısına sahip olacak diye bir şey olmamalı
Herkes kendi öabası kadar elde ettiği ile yaşamslıdır
Fazlası hem çocuğa hdm sileye yük
Sarmaşık gibi tüm aileyi çökertebilir
Maalesef yaşadığım bir olayı okudum hayattta yaşanan öyküler olması çok gerçekçi bilgilerin olması çok etkileyici
Bugün çocukların nankörlük etmesinin sebebi sorumluluk vermiyor olmamız. Ne kadar da doğru. Elinize sağlık.
İmkanıları artırdıkça insanın mutlu olacağını sanır ve yanılır insan…
Kendi ellerimizle sürekli bedel ödeyerek isteyerek nankör yetiştirmek bu olsa gerek,oysa ki düzen belli kanun belli olması gerekeni olduğu gibi hayata hazırlamak ve keyfine varmak,ama burada keyif çok bencilce sadece kendi istekleri doğrultusunda evlat yetiştirmek
İnsan beklentisini kendisine mi yöneltmeli mi acaba? 🙂