Sıcak yaz günleri geride kalmıştı. Kışın habercisi sonbahar yağmurları birbirini takip ediyordu. Yine yağmurlu bir sabah, evde farklı bir telaş vardı. Berra okula başlıyordu ama Kübra kızından çok daha heyecanlıydı. Sanki okula kendi başlıyormuş gibiydi. Bu işin en zor yanının okula alışmak olduğunu biliyordu.

Alıştı alışmadı, ağladı ağlamadı derken ilk hafta geçmişti. Berra okulu sevmiş, yeni arkadaşlar edinmişti. Hafta sonu kahvaltıda arkadaşının kalemlerinin çok güzel olduğundan bahsediyordu:
“Anne, ben de o kalemlerden istiyorum, hem tavşanı var var hem de ayakları oynuyor.”
“Kızım senin de güzel kalemlerin var. Onları bitsin sonra onlardan da alırız.”
Berra ilerleyen günlerde, zor olanın kızının okula başlaması olmadığını fark etti. Yeni çevre, değişen kıyaslar, olmadık istekler…
Kızlarına söyledikleri her olumsuz cevap, Kübra’nın küsmesi demekti. Devamlı dudaklarını büküp, gözleri dolu ‘Ama neden?’ diyordu.
Babası hiç kızının üzülmesine dayanamazdı ama bu giderek ‘aman sorun çıkarmasın istediğini yapalım’ a dönmüştü.
Oysa Kübra farkındaydı, böyle devam ederse kızlarının istekleri hiç bitmeyecekti. Üstelik her geçen gün giderek daha da absürtleşecekti.
“Şimdi dur demezsek ergenlikte ne yapacağız!”
Mesele gerçekten de kalem değildi.
İnsanın hayatta her istediğinin olması imkansızdır.
Kübra’yı güçlü olması gereken bir hayat bekliyordu. İsteklerini kontrol etmeyi öğrenemez ise, istekleri olmadıkça mutsuz olacaktı. Belki aileden uzakta okuyacak, sonra işe girecek, evlilik, çocuk… Anne baba olarak onun arkasından koşup onun problemlerini ne kadar çözebilirlerdi ki!
Çoğu ebeveyn çocuğuna olan sevgisini, onun her dediğini yaparak göstermeye çalışır. Ona ‘hayır’ demek istemez, sınır koymak istemez. Ancak bu hep daha fazlasını isteyen çocukların olmasına sebep olur. Bu aslında çocuğa doğru davranılmadığının güçlü sinyalleridir.
Peki ya ergenliğe ulaştığında! O zaman neyle karşılaşır böyle bir ebeveyn?
İstek ve imkânları fazlasıyla verilen çocuklar, ergenlik döneminde ele avuca sığmaz olurlar. O yüzden de;
· Elindekinin ya kıymetini bilmez,
· Ya da her seferinde şikâyet eder.
· Elindekilerden çok, elinde olmayanlara odaklanır. Sahip olduklarından çok sahip olmadıklarına gözü takılmış birini düşünün.
Bu tatminsizlikle ne kadar mutlu olabilir ki insan?
Hep daha fazlasını isteyen ama karşılığında ondan bir şey çıksın istemeyen kişi, her yolu dener. Mesela;
· Daha önce yapmadığı şeyleri yapar. Odasını toplar, ders çalışır, annesine su getirir. Böylece anne babasına hoş gözükmeye çalışır.
· Anne babasının ona olan düşkünlüğünü kullanır. ‘Ben sizin evladınız değil miyim?’, ‘benim mutluluğumu istemiyor musunuz?’
· Tehdit eder, ‘Bu evden giderim!’
· Hile yapar.
Başarılı, mücadeleci, kararlı ve mutlu bireyler yetiştirmek her ebeveynin hayali. Fakat günümüzde çoğu ebeveyn için bu hayali gerçekleştirmek zor.
Peki ne yaparsak hayalimize daha çok yaklaşabiliriz?
Aşağıdaki sorulara cevap vermek işe yarayabilir. Böylece sonraki davranışlarımız daha anlamlı ve doğru olabilir.
1. İsteğinin gerçek sebebi ne?
2. Çocuğumun gerçekte ihtiyacı ne?
3. Bunu yapmak ya da yapmamak ona fayda sağlayacak mı?
Her insan evladını sever ve onun iyiliğini ister. Mutluluğu ile de mutlu olur. Bunda yanlış bir şey yok elbette! fakat tek gözden kaçırdığımız şey;
Çocuğumuza yaptığımız;
Her iyilik, iyilik olmayabilir.
Her destek, destek olmayabilir.
Her jest, jest olmayabilir.
O nedenle yukarıdaki üç sorunun cevabını vermek, çocuklarımızın yarınlarını daha rahat yönetmemize yardımcı olabilir.