Her ev, bir dünya demek değil mi?
Kimisinin dünyası kalabalık… Sabahları aynı sofraya on kişi oturur. Nerede ise üç nesil bir sofrada. Biri sıcak çay içemez diye, diğeri üfler. Öteki ılık çayı pek sevmez. İlla kaynar çayı dudakları arasında soğutarak içecek. Birinin derdine, öbürü omuz verecek. Kiminin yumurtası rafadan, kimininki katı… Ama hepsi bir sofrada bir arada…
Evin en büyüğü dedeler ve nineler, torunlarının yanında mutlu…
Yaşlılar ya anılarını ya da masal anlatmayı severler. Çocuklar da büyüklerini dinler ve anlatılanları kalbine yazar.
O büyük aileler şimdilerde pek yok. Dedeler, nineler, halalar, amcalar hepsinin evi ayrı.
Hatta bir evde çocuklarla beraber yaşanan çekirdek aileler bile azaldı. Geçmişte nerede ise bir eve, bir sülale sığardı. Oysa şimdi zaman çok değişti.
Artık büyük evlerde, çekirdek aileler yaşıyor. Ya da tek başına evde, dünya olmaya çalışıyor.
Bir zamanlar meyve ağaçları da o büyük aileler gibiydi. Heybetli ve cömert…
Çoğuna uzun merdivenlerle çıkılırdı. Kiraz ağaçları gökyüzüne uzanırdı.
Elma ağaçlarının dalları aşağı sarksa da boyu en az altı metreydi. Kendilerinin de büyüdüğünü hiç hesaba katmadan…
Ağaçların dallarına çıkmak, yükseğe uzanmak zor geldi insanoğluna.
Böylece bodurlaştırdılar devasa ağaçları.
Uzanıp koparabileceğin boyda elma, kiraz, dut, ceviz ağaçları var artık. Hatta bazıları kafeslerin içinde, özel tekniklerle yetiştiriliyor. Meyvesi hızlı toplansın, zahmetsiz olsun diye…
Ama ne o eski lezzeti var meyvelerin, ne de vitamini…
Ailelerde de durum pek farklı değil. Aynı evde yaşamak, insana zor geldi.
Bakacak az insan, kazanılacak çok para istedi insan… Ağız kokusunu çekmek istemediği ya annesi ya da babası oldu.
Torununa masal anlatan anneanneler nerede? Tatlı, sulu, şifalı meyve veren o büyük ağaçlar nerede?
Kökleri sağlam ağaçları, gövdeleri geniş ve güçlü olanları yok ettik.
Bizler fayda verenleri ve bizi besleyecek olanları uzaklaştırdık hayatımızdan.
Ne yapsak, ne yapsak da büyüklerin tecrübesine, şefkatine; küçüklerin enerjisine ve sevimliliğine ulaşsak?
Ne yapsak da gerçek meyveden, ihtiyacımız olan vitamin ve mineralleri yeniden bulsak?
Hayaller gerçeğe yakın olur bazen…
Bir gün kocaman bir kiraz ağacına çıkıp doya doya kiraz yiyeceğim. Uzun merdivenlerle elma ağacından meyve toplayacağım. Torunlarım ceviz ağacının çevresini minik kollarıyla ölçmeye çalışacak.
Şimdi bu umut tohumunu toprağa gömdüm ve tohumun filizlenmesini sabırla bekliyorum.
Belki sen de aynı şeyi yapmalısın!
Sen de daha iyisi için umut ettiğin ne varsa onu beslemeye çalışmalısın…
44 Responses
Çok anlamlı, hatırlatıcı bir yazı, teşekkür ederiz düşündürdüğünüz için. Ben de umut tohumu ektim sayenizde 🙂
İnsanın çoğunlukla düştüğü tuzak az emekle çok kazanmak.
Ağaca çıkmadan meyve toplamak isterken de aynı şey.
Neleri isterken neleri kaybediyor insan?
Bir tohumda benden gelsin toprağa… torunumla meyve ağaçlarındayım şimdi …
Çocukluğum geldi gözlerimin önüne. Aile büyüklerimizin tatlı tatlı fayda dolu sohbetleri, çok değerli bir yazı ellerinize sağlık insan köklerini beslemeli:)
Umudumuzu arttıran bir yazı…
ne olursa olsun, önceki nesillerin hafızalarına ihtiyaç hep olacak… İş dünyası bunun farkına vardı ve geçmişten geleceğe deneyim transferi çalışmaları yapmaya çalışıyorlar… Ailelerimize bu kadar yakınken geç olmadan, onları kaybetmeden öğrenilmesi gerekenleri almakta fayda var…
Neden olmasın yeterki insaan umut etsin ve onun için sebep oluştursun.
O tohumlar bir süre sonra filizlenir 🌱
Ne güzel bir yazı.. çocukluğuma gittim. Umut tohumu ekeceğim sayenizde. Ellerinize saglik.
Doğal kaynaklarımızı korumak gibi bir şey bu umut… Gerçekten neslin geleceğine aktarım çok önemli. Şimdi düşünüyorum da yeni çıkmış bir ağaç fidanının ne ağacı olduğunu anlayan bile kalmayacak yakında. Gerçekten çok uzağız ve bu çok üzücü…
Geçmişin sıcak ve kalabalık aile yaşamına duyulan özlemi etkileyici bir şekilde anlatılıyor. Ağaç benzetmesiyle, köklerden uzaklaşmanın hem insan ilişkilerini hem de hayatın tadını nasıl azalttığını hissettiriliyor. Sonunda ise umut ederek yeniden güzellikleri büyütme fikri öne çıkan bir yazı olmuş.
Kestirmeler,yediğimiz içtiğimiz şeylerde olduğu gibi ailelerimize ilişkilerimize de olumsuz yansıdı ama insan nefes aldıkça hala umut var.
Kökleri güçlü olanın daha sağlam durduğunu çok güzel ifadelerle vermişsiniz. Hem ailede hem doğada aynı denge var.
Şuan belki de en çok ihtiyacımız olan tohum: Umut tohumu… ve bu tohuma her açıdan ihtiyacımız var. Bu sebepten ben de ektim bir tanesini 🙂
Aillelerimizi büyütmek ne kadar kıymetli olur birbirimizin boyası ile boyanmak istiyorsak
Çocukluğum yazıdaki gibi aynı evde olmasada aynı avlu içinde dip dibe evlerde babaannem ve dedemle geçti. Onların duası ve bereketi çok başkaydı. Yaşı büyüğünce insan daha iyi anlıyor.
Kuru dalların çiçek çıkardığı şu dönemlerde neden olmasın…
Ağaçların dallarına çıkmak, yükseğe uzanmak zor geldi insanoğluna.
Böylece bodurlaştırdılar devasa ağaçları. Ne kadar anlamlı bir söz olmuş günümüz insanın ne güzel anlatıyor. Maalesef her şeyi minimalize ettiğimiz bir dönemdeyiz, umursamazlık diz boyu, ve doğada yaratılan her şeyi kendi keyfimize göre şekillendirip kendi ağzımız tadına göre yeniden seralar kurup yetiştirip her mevsimiye bilmek için bozmadık mı biz her şeyi. Tabii ailelerimize de: ((
İnsan bazen kolay olanı seçer oysa kolay olan her zaman iyi olan değildir….
Her ev, bir dünya demek
Ne kadar anlamı büyük bir cümle.
Teşekkürler
Ne kadar da zorlandığımız yerde kolaya kaçma meylimiz var.. Hep bir kolaycılık.. Ama korkarım bu en çok yakınımızdakilerle ilişkilerimize ve kendimize zarar veriyor
dışarıdan çok özenilesi aileler hayatlara şahit oldum fakat içeriye girince pek öyle olmuyor durumlar. ağaç metaforuyla çok güzel zihnimizde canlandı.
Neler hatırlattı neler bu yazı çocukluğumuzdan, kocaman ceviz ağaçları, merdivenler dayadığımız elma ağaçları… Farkında olmak güzel kaleminize sağlık.
Umut her zaman var, yeter ki biz onu kaybetmeyelim..
Çocuklar dinlemeyi ananeler de anlatmayı seviyor. Nasıl da güzel bir kombinasyon aslında. Bir çocuğu köy büyütür diye bir deyim var ingilizcede, her bireyden öğreneceği var çocukların.
Gerçeğe yaklaştıkça insan ümitli olur. Elinize sağlık…
Büyüklerin olduğu evde bereket olurdu.Şimdilerde geçim sıkıntısı olan ailelere güzel bir reçete…
İnsan için en büyük kayıplardan biri, ümidini kaybetmektir. Daima ümidi olanlardan, onu hiç kaybetmeyenlerden olmak ümidi ile 🙂
Gerçeğe yaklaştıkça insan ümitli olur. Elinize sağlık…
Gerçekten de dünya gün geçtikçe daha renksiz bir hal aldı, almaya da devam ediyor. Bunu sürece bir dur demek için hala geç değil, zararın neresinden dönülse kar sonuçta 🙂
İnsan daha kolayı istediğinde problemler arttı. Bu aileye de, yediğimiz içtiğimize de yansıdı. Elinize sağlık.
İnsan o zamanlara dönmek istiyor hakikaten.. O keyif bambaşka..
Biz de bunu yaşatabilmemiz için bizden sonraki nesillere aktarabilsek keşke..
En çok da umut etmeyi unuttuk sanırım. Hatırlatma için teşekkürler, bir tohum da ben ektim 🙂
O ağaçla çıkanın arkasını kollayan çocuklardık eskiden. Biz destek okurduk o da topladığı meyveyi paylaşırdı. Böylece lezzet ikiye katlanırdı, heybemiz güzel anılarla dolardı. O tohum yeniden filizlensin…
Ortadan aynı tabaktan yemek, yaşlının duasının olduğu,yaşlılara ziyaretlerin olduğu o büyük sofralar.. Önce istemek lazım, ve bu güzel anıları çocuklarımıza transfer etmek.. Sanal dünyaya doğan çocuklarımıza yeni kıyaslar lazım
Çocukluğumda ki meyve ağaçları geldi aklıma. Özellikle erik ve dut ağaçları. Hiç inmek istemezdim. ceplerimi doldurur öyle inerdim. şu an yoklar. özlemle anıyorum. Umarım aile degerlerimizi de böyle kaybetmeyiz.
Gerçeğe yakınlaşan insan ümitli olur.
Umutlarımızın yeniden filizlenmesine umut olan insanlar iyi ki varlar… 😌
insanın okuduğunda umudunu artıran bir yazı olmuş. yazana gerçekten teşekkürler. … neden olmasın değil mi 🙂
Gerçekten ihtiyacımız olan. Büyüklerimiz büyük bir nimet.
Modern dünyanın modasına hepimiz yavaş yavaş uyumlandık. Büyüklerimizden alacağımız deneyimlerden de uzaklaştık. Böylece insanoğlu yalnızlaştı, ilişkilerimiz zayıfladı. Geçmişte yaşadığımız anıları düşünmek bile insanın yüzünü güldürmeye yetiyor… Eskinin kıymetini yeni yeni anlıyoruz sanki 🙂
insan bazen yokluk yaşadığı şeyin bile farkında olmuyor… Yazı bana bunu hatırlattı… Ne güzel bir geçmişimiz var, umarım dönüşümüz geç olmaz 🙂
bir tek türkiyede böyle diğer ülkeler hala muhteşem elmalarını üretiyorlar 😀
Belki bizler meyveyi ağaçtan yiyebilmiş, dedemiz nenemiz tarafından şımartılmış nesiller olarak aradaki lezzet farkını görebiliyorsak, tohumu ekme sorumluluğu da bize mi düşüyor.. payımıza düşeni yapabiliriz umarım 🙏🏻
Aile olmak çok kıymetli bir olmanın hissi kalabalıkta daha bir başka gerçekten
Kökleri toprağa sağlan bağlanmış ve yeterince uzamış bir ağaç nasıl iyi meyve verirse kendini iyi yetiştirmiş ve donanımlı , kültüelü ailelerden de muhteşem çocuklar evrilir.Ancak bunun için her ebeveyn üzerine düşen sorumlulukları bilmeli ve birbirleriyle iletişimini sağlam kurmalıdır…O zaman o meyveler tadından yenmez🙂