Elinde tuttuğu siyah beyaz fotoğrafa uzun süre baktı. Nereden nereye gelmişti? Fotoğraftaki minik yavrusu şimdi koca adam olmuştu. Olmuştu olmasına da bugünlere gelirken çok şey yaşamışlardı. Aslı bir evlat yetiştirmenin ne olduğunu, kendi evladı olunca daha iyi anlamıştı. Öğretmenlik mesleği de etkiliydi elbette ama asıl anne olması, evlat yetiştirmenin önemini anlamasına sebep oldu.
Cem’in bebekken tombul yanakları, kıvırcık saçları ve hep gülümseyen minik bir suratı vardı. Ama o büyüdükçe sorunlar, sıkıntılar da büyümüştü elbette.
Sadece istediğini yedirmek ve giydirmek değildi ki mesele. Ebeveyn olmak, onu hayata hazırlamaktı. Senden farklı olduğu noktaları kabul etmek, doğruyu öğretip seçimlerini en kaliteli şekilde yapabilmesini sağlamaktı.
Ahh, ne zordu ona bir şey öğretirken sabırla beklemek…
Yanlışı yaptığında kızmadan tekrar gösterebilmek,
Moral vermek; bir daha, bir daha, bir daha anlatmaktı.
Senin hiç yapmayacağın şeyi yaparken “Nasıl yani!” diye büyüyen gözlerle ona bakmak,
Onu yargılamak değil, neden öyle olduğunu anlamaya çalışmaktı.
“Ben hiç böyle bir çocuk olmadım, kime çekti bu çocuk böyle?” derken kabullenmeye çalışmaktı çoğu zaman.
Çünkü anlamayan anlatamaz, anlatamayan öğretemez, öğretemeyen yetiştiremezdi.
Otorite için çoğu zaman “hayırların”, ara sıra da “evetlerin” gerekli olduğunu öğretmişti Cem.
Derin derin bunları düşünüyordu Aslı, Cem’in fotoğrafına bakarken… Başlarda “hayır” dediğinde, kötü anne olmayı da göze almıştı. Çünkü biliyordu, o “hayır”, oğlunun ihtiyacı olan bir “hayır”dı.
Cem’in babası Yılmaz ile çocuk daha küçükken ayrılmışlardı. Çocuklarının iyi bir evlat olması ikisinin de ortak yanıydı. Yılmaz çocuk yetiştirme konusunda Aslı’ya güvenir ve onunla istişare ettikten sonra çocuğuyla iletişim kurardı. Bir evlat için anne baba arasındaki tutarlılığın, onun da tutarlı olmasını sağlayacağını bilirdi. Cem böylece, tutarlı davranışları olan, kendine güvenen, saygılı bir çocuk olmuştu.
Cem’i yargılamadan, adil bir şekilde onu dinlerlerdi, yanlış olan kısımları onun bulmasını sağlarlardı. Yanlışını kendi bulduğunda daha kolay ikna olduğunu deneyimlemişti. Dinlemeyi ve düşünmeyi öğretmişlerdi ona, doğruyu anlatırken hiç vazgeçmemişler, hiç pes etmemişlerdi.
Cem de payını almıştı bu hayattan; yaşına ve gücüne göre sorumluluklar üstlenmişti. Annesinin pazardan aldıklarını taşımış, babasıyla yazları iş yerine gitmiş, sıkıntılı zamanlarında eski çantasını ve eşyalarını kullanmaya devam etmiş, “yenisini isterim” diye tutturmamıştı. Elindekiyle yetinmeyi, tutumlu olmayı, sabretmeyi öğrenmişti.
Bir ebeveyn olarak sabırla ilmek ilmek, nakış nakış işlemişlerdi evlatlarını. Zorlandıkları günler de olmamış mıydı? Olmuştu elbette ama bir fidanı güçlendirmek, hayata hazırlamak kolay değildi. Bahçedeki yeşil yapraklarının arasında, sarı sarı meyveleri görünen limon ağacına baktı Aslı. Bu ağaç da küçücük bir fidandı ilk aldıklarında. Kaç defa kurumuş, yaprakları böceklenmiş, rüzgâra, yağmura direnememişti de ölecek gibi olmuştu. Aslı da nasıl uğraşmıştı onu yaşatmak için. Şimdi dallarından sarkan limonlarıyla köklü, koca bir ağaç olmuştu.
Bir çocuk yetiştirmek de böyleydi. Bazen zarar görmesin diye dallarını budamak, imkânlarını azaltmak gerekirdi. Bazen sulamak, bazen ısıtmak, bazen yanlardan dayanması için destek olmak gerekirdi. Ama hepsinden de önemlisi sabretmekti. Sabrı olmayan, insan yetiştiremezdi.
Cem şimdi koca bir şirketi yönetiyordu. Çaycısından genel müdürüne kadar herkesin sevdiği, güvendiği bir yöneticiydi. Tüm sevilecek özelliklerini de anne ve babası sayesinde edinmişti. Ne kadar sabretmişler, ne emek vermişlerdi onun için.
“Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı da atlas” diye boşa dememişlerdi eskiler. Koruk olgun bir üzüme, üzüm olgunlaşıp meyveye, meyve kaynatılıp, şırası çıkartılıp pekmeze, pekmez de işlemlerden geçirilip sabırla helvaya dönüşecekti. Dut yaprağını yiyen ipek böceğinden de atlas kumaşlar çıkacaktı.
Hayatta da karşılaştığımız olumlu sonuçlar, öncesinde bir emek ister. Her emek de karşılığında insandan sabır bekler. Bu bazen evlilik, bazen iş hayatı, bazen de çocuk yetiştirme konusunda olur. İnsan, hangi konuda doğru sebepler oluştururken sabrı da sırt çantasına koyabilirse, o kadar o konuda lezzetli meyveler, şifalı yapraklar elde eder hale gelir.
Hangi iyi, hangi değerli şey emek vermeden olurdu ki?
Zordur elbet insan yetiştirmek ama buna değmez mi insan?
6 Responses
Hayatta herşey gerçekten sabır istiyor.
İnsan yetiştirirken de en önemlisi sabredebilmek. Bu eşiği atlayanlar ancak iyi evlatlar yetiştirebiliyorlar.
İlk doğduğunda ne de tatlı olurlar. Her şeyin yavru hâli çok sevimlidir aslında. Ve onu yetiştiren bir sanat icra eder meyveleri sonradan salkım salkım üzümler… Anda zorluğa katlanabilen toplamda kazanabilen olabilmek dileğiyle sevgililer 💐
Etrafındaki insanlara fayda vermek isteyince sabredebiliyor insan… ama kendini düşünürse tahammül tahammül ediyor o da bir yerde bitiyor…
Hiçbir şey değerli şey, emek vermeden olmaz.
Bugün yarını, yarın da bütün hayatı nasıl inşa ediyor sabırla ölçülür
İnsan baştaki zorluğa sabredebilse, gerçekten o fidan gibi meyvelerini alabiliyor. Anne babanın tutarlı davranmasının önemi bir kez daha anlaşıyor. 🌸