“Aradığınız aileye şu anda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.”
“Hiçbir şey eskisi gibi değil. Aileler bile?” klişe gibi gelse de, çoğumuz aynı fikirde değil miyiz?
Akşam veya hafta sonu bir arada yapılan sohbetler kaç evde var?
Bunların yerini artık ekranlar aldı, kimi büyük kimi küçük. Ama her biri bir tuş uzağımızda olan.
Ne olduysa son 20 yılda oldu aslında. Her ne kadar Türkiye’de televizyon 1968’de yayına başladıysa da, asıl mertlik internetin yaygınlaşmasıyla oldu.
Şimdilerde başkalarının hayatlarının takip edildiği günleri yaşıyoruz. Seviyesiz yorumların yapıldığı, ekran kaydırmanın zirvede olduğu dönemlerdeyiz. Kendi hayatını akıntıya bırakan ve ellerinden usulca kayışını izleyen insanlarla dolu etraf.
Dört kişilik standart bir aile hayal edin. Çoğunlukla akşamları yaşanan sahne şöyle değil midir?
Baba eve gelir, kapıda karşılayan yoktur. Neden? Çünkü evin hanımı çok ciddi bir gündüz kuşağı programı seyrediyordur. Sanki bütün gizemi kendisi çözecekmiş gibi pür dikkat ekrana dalmıştır. Bir gözü “büyük” ekranda, bir gözü yemeklerdeyken sofra kurmaya çalışır. Ama sofraya oturmaz çünkü o çoktan yemiştir. Evin babası sofraya oturur eşinin yokluğunu pek fark etmez, çünkü sol elindeki “küçük” ekran ona eşlik ediyordur.
Çocuklar da kendi odalarında, tabağını alan bir yere oturmuş.
Aile olmak bireysellikten çıkıp evdeki diğer aile üyelerinin ihtiyacını gidermekle başlar. Şimdilerde ebeveynlerin birbirlerini, çocukların ise herkesi suçladığı bir dönemde yaşıyoruz. Aile üyeleri ihtiyaç gidermek bir yana birbirinin derdinden bile habersiz.
Sosyal bir canlıyız ama sosyal medya bizi öyle bireyselleştirdi ki, çoğumuz asosyal olduk. Kalabalıklar içinde bireysel hayatlar yaşayan insanlar yığınına dönüştük.
Yalnızlığımızı ekranlarla doldurmaya çalışıyoruz. Gerçekte tanımadığımız, belki hiçbir zaman yüz yüze gelmeyeceğimiz kişiler hayatımızda. Onların yaşamları ile güne başlıyoruz ve onların yaşamları ile günü kapatıyoruz.
Kendi hayatımız bize heyecansız, tatsız ve zor geliyor. Millette ne yaşamlar, evler, sevgililer, çocuklar, hayvanlar var! Kendi kendimize kıyaslar yaparak sahte gerçekler oluşturuyoruz.
Yaşantımız sanal alemle asla yarışamıyor. O yüzden de ekrana bağlanmak, yaşantımızın gereklerini yapmaktan daha kolay geliyor.
Aile olmak sorumluluk almayı gerektiriyor, emek harcamayı gerektiriyor. Çocuğuma, eşime dert anlatmam, ikna etmem, onların sorunlarını çözmem gerekiyor. Bana bazen kızıyorlar, bazen tavır yapıyorlar, bazen bağırıyorlar.
Zorlandığım zaman bir kaçış noktası olarak telefona, TV’ye ya da oyun konsoluna kaçıyorum. Evde eğlence üretmek veya sohbet açmak işime gelmiyor.
Bu sadece çocuklar için değil, ebeveynler için de bir tercihten çıkıp bağımlılığa dönüşüyor. İnternetin kesilmesi sanki temel bir ihtiyaçmış gibi kaos oluşturabiliyor. Kendimizi sanalda bağımlı yaptığımız gibi gerçekte bizi izleyen çocuklarımıza da örnek olduğumuzu göremiyoruz.
İnternette özgürce gezmeyi normalleştirmişiz. Oysaki bizi saatlerce hapseden bir hapishaneden farkı yok. Hepimizin hayatları bir çeşit işgal altında. Kendi hayatlarımızı yaşayamadığımızın farkında bile değiliz.
Peki, nereden başlayacağız? Çoğunlukla çocuklarımızdan şikâyetçiyiz ama belki de önce kendimiz şu “sanal”lıktan kurtulmalıyız.
İnsan tepkilerini zihnindeki bilgilere göre verir.
İlgimi sanal alem çekiyorsa, yaşantım gerçekten çok uzak olacak ve hayal dünyasında yaşamış olacağım. Tüm duyguları sanal ekrana bakıp yaşıyorsam, bir süre duygularımı aileme yansıtamayacağım demektir.
Ekranda gördüklerimi aile olarak kabul ettiysem, birlikte yaşadığım ailemin de sorumluluğunu nasıl alacağım?
İnsan etrafındaki kişilerin sorumluluğunu almadıkça onlarla gönülden bağlanamaz. Çünkü aile olmak sorumluluklara gönüllü olmak demektir.
11 Responses
Gerçek hayattan kopunca sahte dünyalar bize gerçekmis gibi görünüyor.
Gerçek hayata dönünce sanal alemdeki o anlık hazzı vermiyor.
O anlık hazzı yakalamayınca da mutsuz insan topluluğuyla karşı karşıya kalıyoruz.
Ne acı, hayat benim içinde benden eser yok… 😳
Aile nasıl olunur? Unuttuk malesef.
Aynı evde olup mesajlarak iletişim kurar olduk. Başta eğlenceli geldi güldük … Anda kazandığımızı zannederken toplamda kaybettiğimiz değerler…
En büyük sıkıntımız bu, evin dedesi de sanal alemde torunu da… orada geçen vakitte keyifli gibi görünen herkes gerçek aleme dönünce gergin, kavgacı oluyor. Hani bu sanal alemin verdiği keyif? Sadece oyalıyor…
Günümüzde çocuklar için sokaklar tehlikeli sanılıyor oysaki asıl tehlike salonun baş köşesinde oturuyor…
Kaleminize saglik ❤️
Anahtar kelime belirttiğiniz gibi ihtiyaç karşılamak ve sorumluluk almak… Bunlar yoksa aile 4 kişinin aynı evde yaşadığı bir ev arkadaşlığına dönüşüyor
Ve maalesef ki izlenilen program, takip edilen profil ne ise bir süre sonra ailedeki tepkiler de benzer olmaya başlıyor..
Aile olmanın sorumluluğunu almayan insan hayatının başka yerlerinde saçma sapan sorumluluklar alarak yükünü ağırlaştırdığının farkında olmadıkça aile olmayı da beceremeyecek.
Huzuru ,mutluluğu başka yerde ararken hiç burnunun dibine bakmak aklına gelmedi. O kadar yakınındaydı ki ama göremedi. Hep elinde olmayan da, uzaklarda aradı.
İnsan tepkilerini zihnindeki bilgilere göre verir. Ne kadar da doğru bayıldım. Günümüzde yaşananlara bakarsak zihindeki bilgilerin ne kadar boş ve şiddet içerikli olduğunu da görüyoruz. Ailemizi sanal alemin kötülüklerinden koruyabilmeyi öğrenmeliyiz. Kaleminize sağlık çok okunması gereken yayılması gereken bir bilgi.
“Yalnızlığımızı ekranlarla doldurmaya çalışıyoruz.”
“Kendi hayatımız bize heyecansız, tatsız ve zor geliyor. Kendi kendimize kıyaslar yaparak sahte gerçekler oluşturuyoruz.”
“Yaşantımız sanal alemle asla yarışamıyor. Ekrana bağlanmak, yaşantımızın gereklerini yapmaktan daha kolay geliyor.”
İnsanın hayatına gerçeklik hakim olmayınca, o hayatı sanalın sanal sancılarını çekmekle geçiyor. Acı ama gerçek. Elinize sağlık…
Günümüzün en büyük problemlerinden birine değinmişsiniz gerçekten. Şuanki durumumuz çok güzel özetlenmiş, umarım farkındalığımız artar toplum olarak bunu çözebiliriz.💞