Çatının üzerindeki yuvadan aşağıya bakan bir çift göz belirdi. Telaşlı bakışlarla etrafı seyreden gözler tekrar samanların arasında kayboldu. Sanki çok önemli birinin yolunu gözlüyordu.

Birden bir yerden bir mesaj almış gibi bir hareket başladı. Yokuşun tepesinden bakınca daha iyi gözüküyordu. Uzun bir gaga, büyük iki kanat, çarpık iki bacak, işte tüm zarafetiyle anne leylek ayağa kalkmıştı.

Bir leylek ailesini gözlemleme imkânınız oldu mu?

Yuvada yavrularının başındaki anne leylek, baba leyleğin geldiğini anlar anlamaz ayağa kalkar. Adeta eşine “Hoş geldin!” dercesine başını öne arkaya hareket ettirir. Bu karşılama, baba leyleği konuşturur. İkisi arasında insanlar için dışardan “Lak lak” diye duyulan bir sohbet gerçekleşir. Sonra ikisi yuvadaki minik yavrularıyla ilgilenirler.

Ayakta karşılanmak nasıl da insanın hoşuna gider, onure eder. Saygı duyulduğunu hissetmek hayatın her yerinde bize iyi hissettiren bir kavramdır.

Saygı kelimesi ne anlama geliyor mesela…

İnsanın, diğerlerinin onun dediklerini, yaptıklarını kabul etmesini istemesi ile ilgilidir saygı.

“Beni ve yaptıklarımı kabul edin” demenin bir yoludur aslında.

Peki insanın her yaptığı davranış, söylediği söz, verdiği tepkiler saygıyı hak eder mi?

İşte tam da burada karşılıklı sınırlar devreye girer. Karşı tarafın yaptıkları benim sınırlarımı aştığında o kişi saygısız olur. Bizim yaptıklarımız da karşı tarafın sınırlarını aştığından bizler saygısız oluruz.

Yani “şu an benim sınırlarımda kabul görmeyen bir davranışta bulundun” demenin farklı bir yolu.

Peki!

Toplum tarafından saygı duyulan bir birey olarak görülmenin yolu var mıdır?

Tabi ki vardır…

İnsanların güçsüz veya bir şeyi yapmakta zorlandığı yerlerde onlara destek olmak. O kişiye saygı göstermektir aslında.

Birinin yaşlı olduğunu kabul etmek ve mesela otobüste ona yer vermek.

İşten eve yorgun ve eli kolu dolu gelen bir babanı elinden yükünü almak.  Ekmeği aslanın ağzından alıp eve getirdiği için sofranın başköşesini ona ayırmak.

Evin neşesini, düzenini sağladığı için annelerimizin sözünden çıkmamaya çalışmak.

Doğanın düzeninin insanlığa olan faydasını bilerek, o düzeni korumak için çaba sarf etmek. Hayvana, bitkiye, suya, havaya zarar vermemek.

“Herkes benim gibi müzik sevmiyordur” veya “şu an onu dinleyecek durumda değildir” diye düşünerek yüksek sesle müzik dinlememek.

Bodrum katta oturan Ayşe teyzenin camları ıslanmasın diye balkonu yıkamak yerine silmek…

Uçakta bebeği ağlayan anneye, bazen bir anahtarlık sesi ile destek olmaya çalışmak.

Kimsenin dikkat etmediği şeylere bakmak… Mesela yere düşen bir ekmek parçasına, açık bırakılan musluğa.

Bizim için olmasa da başkaları için önemli olan konulara hassas olmak. Annesinden kalan modası geçmiş örtüyü, bu artık kullanılmaz diye atmamak.

Tüm bunlar aslında bizim de saygıya değer bir insan olmamızı sağlar. Çünkü insan çevresine saygı duyduğunda, saygıya değer olmaya başlar.  

Yani saygı duyarak yaptığımız her hareket saygı duyulmayı getirir.

Çünkü hayatta her yapılanın bir karşılığı vardır. Bizden çıkan her tepki aslında yine bize döner.

Tıpkı iyilik gibi… İyiliğin karşılığı da iyilikten başka ne olabilir ki?

O yüzden saygı duydukça, biz de bize saygı duyan insanlara denk geliriz.

Ya da iyiliklere…

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner