Gökyüzünün maviliği, üzerindeki bembeyaz bulutlar ve bahçenin bin bir yeşil tonu birleşerek muhteşem bir tablo oluşturuyordu.

Ön avluda neşeyle koşturan çocukların sesleri evi inletiyordu. En büyük eğlenceleri, yaz sıcağında bahçeyi sularken birbirlerini ıslatmaktı. Halime Hanım torunlarının bu neşeli hallerini seyretmeyi çok seviyordu.

Emine, Halime Hanım’ ın tek çocuğuydu. Küçük, butik bir pastane işletiyordu. Her sabah işe giderken çocuklarını annesine bırakır, ikindi vakti almaya gelirdi. O saatlerde evin doğu cephesi serin olurdu. Halime Hanım duvarın önünde bir sedirde oturur, kızının yolunu gözlerdi. Sırtını duvara yasladığında, tüm günün yorgunluğunu sanki duvara verir, rahatlardı.

Çocuklar gidince koca evde yalnız başına kalır, bahçe kapısını kitlerdi. Aslında otuz yıllık bir evdi ama geçen seneye kadar bomboş duruyordu. Emine’nin tüm çocukluğu bu evde geçmişti. Mahalle küçük, komşular fazlasıyla meraklıydı. Akşam serinliği çöktüğünde sokaklar ıssızlaşır, kapı önünde rahat oturulmazdı.

Geçen yıl Halime Hanım evin çevresine duvar ördürmeye karar vermişti. Bahçeyi meyve ağaçlarıyla süslemiş, çocuklar rahatça oynayabilsin diye ön tarafa beton döktürmüştü. Ev yine aynı evdi ama o duvarlar örüldükten sonra çocuklar bahçede ilk kez özgürce ve güvenle oynamıştı.

Bu duvarlar, sadece taş ve harçtan ibaret değildi. Onlar evin ve bahçenin ‘güven’i içerde tutan sınırlarıydı.

Peki, aslında sınırlar ne işe yarar?

Evlerin sınırları duvarlarıdır. Duvarlar, içinde yaşayanları dışarıdaki her türlü zarardan korur. Olumsuz hava koşullarına ve yabancılara karşın güvenli kılar. Bahçenin çiti de sokağın nerede başladığını netleştirir.

Sınır aslında doğada her yerde vardır. Elmanın sınırı kabuğudur, onu dışarıdan gelecek zararlara karşı korur, çürümesini ve dağılmasını engeller. Hücrenin çeperi onun sınırıdır. Dünyanın da bir sınırı vardır.

Yaşantımızda da kurallar aslında bize sınır koyar. Toplum içinde bireylerinin bir arada yaşamasını kolaylaştırır. Yolda arabaların hız sınırının olması, yolculuğu güvenli hale getirir.

Nedense insan, sınırların özgürlüğünü kısıtladığını düşünür. Sınırların olmadığı ülkeler hayal eder. Kuralların olmadığı okullar, evler onu daha mutlu edecek sanır. Oysa sınırlar insanı kısıtlamaz, aksine korur. Tıpkı olumsuz davranışları olan birine sınır koymanın insanı koruması gibi…

Sınırlar sadece doğada, anatomide, evde, bahçede, ülkelerde midir?

İnsan ilişkilerinin en yoğun olduğu yerde, ailede de sınırlar hayati bir önem taşır.

Ailedeki sınırlar aileyi korur.

Eve girecek kişiler, kazanılan para, eğlence stili, sevgi ve saygıyı gösterme biçimi… Bunların her biri için insanın belirli bir çerçevesi olmalıdır.

O çerçeve hem aile içinde, hem de dış dünyaya karşı koyulan ortak kurallardır aslında. Aile olmak, tek bir organizmaya dönüşmek ise, her organizasyonda oluşacak kaosu önleyen kurallardır.

Sınırlar kaosun oluşmasını engeller.

Sınırların çizilmediği bir yerde roller birbirine karışır. Kimin ne yapacağı, nasıl yapacağı belli olunca herkes rahat eder. Böylece günlük hayatı düzenli ve güvenli hale getirir.

Kabuksuz bir elmanın havayla temas ettiğinde hızla kararıp çürümesi gibi… Sınırları net olmayan bir aile de dış etkenlere karşı savunmasız kalır.

Sınır koymanın amacı yuvadaki bağın zarar görmemesi için güvenli bir alan oluşturmaktır. Yoksa aşılmaz duvarlar örüp insanlarla olan bağımızı koparmak değildir.

Her insan ancak güvende hissettiği zaman gerçekten rahatlar ve daha iyisini yapmaya çalışır. Ailesinde bu hissi yakalayamamak ise, her bireyin hayata karşı çok daha endişeli olmasına sebep olur.

Loading spinner