Okyanus figürlü asansörün gri kapısı yavaşça açıldı. Hatice, pembe simli paspası olan dairenin önüne geldi. Solgun esmer yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Zile uzanırken elindeki çatlakların, tırnağındaki lekelerin arttığını fark etti. İçeriden şarkı söyleyen bir kız çocuk sesi duydu. Kapı açılırken, ayaklarını sıkan ayakkabılarını yavaşça çıkardı.

Ev sahibi onu sıcak bir tebessümle karşılamıştı. Rahat bir koltuk gösterdikten sonra bir bardak su uzattı. Hatice temizliğe gittiği çoğu evde böyle samimi karşılanmamıştı. Ev sahibi yumuşak huylu bir öğretmendi. Sesinde otoriterlik vardı ama konuşması emir verir gibi değildi. Hatta yardımcı olmayı kabul ettiği için ona teşekkür etmişti.

Hatice’nin temizlik serüveni on yıl önce başlamıştı. Evlendiğinde eşinin gayet iyi bir işi vardı. Sonra bir sebeple işini bırakmış, evde geçirdiği vakti arttırıp oyalanmıştı. İşsizlik süreci tahminlerinden uzun sürmüş, birikimleri de kısa sürede bitmişti. Gider çoktu ama eve yeterli para girmiyordu. Neyse ki oturdukları ev kendilerine ait idi.  Hayat pahalıydı, çocukların masrafı artmıştı. Hatice, eşi iş bulana kadar çalışmaya karar vermişti. Marifetliydi çok, annesi hep

“Eline her iş yakışıyor kızım senin” derdi.

Ancak hem evin işleri, hem çocuklar hem de iş onu yoruyordu.

Rıfat’a ilk zamanlar işle ilgili sorduğunda;

“Arıyorum, ama doğru düzgün iş yok” diyordu.

Aradan zaman geçtikçe “Elimden geleni yapıyorum” demeye başladı. Çıkan işlerde de ya yolu uzak ya da maaşı az buluyordu. Bir işi deneyip 2-3 gün sonra “çok yorucu” deyip bırakıyordu.

Hatice ise neredeyse her gün temizliğe gider olmuştu. Kazandığı para, Rıfat’ın hedeflediği maaşın neredeyse iki katıydı.  

Rıfat, bu rahatlığa alışınca iş arayışlarını tamamen bıraktı. Hem çalışmıyor, hem de Hatice’nin kazandığı parayı elinden alıyordu. Öyle gereksiz harcamaları vardı ki! El üstünde tutulması gereken karısına çok sert ve kaba davranıyordu. Hatice işten eve yorgun geliyordu, bir de eşinin evde yaptığı dağınıklıkları topluyordu. En ufak bir aksaklık, evde soruna yol açıyordu.

Hatice’nin amacı zor zamanlarda eşine destek olmaktı. Temizliği severdi ama neden sadece o çalışıyordu? Rıfat’a karşı içten içe öfke duyuyordu. Eşinin gözündeki değeri günden güne azalıyordu. Dillendirmese de “Ben niye bakıyorum ki ona!” diyordu.

Onun ağırına giden çalışmak değildi, kimse onu önemsemiyormuş gibi hissediyordu. Hayal kırıklığına uğramıştı. Kendini çok değersiz ve mutsuz hissediyordu. Artık bu yükün altında ezilmiş, bu kadar çalışmak ona ağır gelmeye başlamıştı. Daha ne kadar bu şekilde çalışabilirdi ki!

Çalışmayı seviyordu, cebinde kendi parasının olması da iyi hissettiriyordu ona. Ama bunun bir ölçüsü olmalıydı.

Eve ekmek getirmek kime daha çok yakışır?

İlişkide denge, tarafların ortak çabalamasına bağlı değil midir?

Herkes kendi payına düşen görevi üstlenmesi gerekmiyor mu?

Ailede fazla yük almak, karşımızdakinin gereksiz gevşemesine sebep oluyordu aslında.

Hepimiz birçok konuda marifetli olabiliriz. Ama bir işi “yapabilmek” o işi “yapmayı” her zaman gerektirmiyor.

38 Responses

  1. Başkasının sahnesinden fazla yük almak bir süre sonra ağır geliyor. Oysaki denge ne iyi ne güzel bir konfor 🍀

  2. Ne güzel bir anlatım olmust. Günümüzun temel problemleri arasında yer alan bir sorun. Herkes kendi sorumluluklarını yerine getirbilse keşke 🥹

  3. Destek olmaktan çıkıp sorumluluğu haline gelen şeyler; hep insanın kendi eseri… Ebeveynler olarak çocuklara da yapabiliyoruz zaman zaman:(

  4. Denge dediğimiz şey hayatımızın tümünü kapsıyor aslında… Hele ki aile içinde bozmamak çok kıymetli…

  5. Yavaş yavaş neleri normalleştiriyor insan. Ne yapması yada yapmaması gerektiğini ayırt edemiyor neden acaba? Kısa bir yazı insanı nasıl sorgulamaya yönlendiriyor teşekkürler

    1. Herkes kendi sahnesinde güzel gözükür…
      Fazla emek başkasının rmarifetsizlesmesine neden olur..
      Hayatta en onemli şey dengede kalabilmek..

  6. Bazen iyi niyetle yaptığımız işler, karşıdakinin sorumluluklarını yapmamasına sebep olabiliyor. Kıvamını ayarlayabilirsek, dengeyi de koruyabiliriz aslında…🙂

  7. Pratikliği ustalaştırmış kişiyi tutmsk zor oluyor
    Kendini tutamıyor,yapmaöara doyamıyor sonrada şikayet ne yazık ki

  8. Yapabiliyoruz diye yaptıklarımız yapmak zorunda olduklarımızı yapamaz hale getirebiliyor bizi. Biz farkında bile olmadan…

  9. Sorumluluk karşılıklı ve dengeli olmayınca bütün dengeler bozuluyor. Her ilişkimizde bu böyle aslında. Daha çok çabalayarak karşıyı mutlu edeceğiz sanırken tam zıttı oluyor…

  10. İlişkilerde dengeyi bozduğumuzda hayat ne kadar da ağır ve zor geliyor insana.İlişkide kıvam şifadır

  11. Karşılıklı yapılan fedakarlıklar dozu kaçtığında dengeyi bozar ve fedakarlıktan çıkar. Her zaman denge iyidir 🌱

  12. Yapabiliyoruz diye çocuğa neredeyse ilkokul çağında bile yemeğini yedirir olmuşuz. Peki bu çocuk ne zaman büyüyecek? 18ine gelince bir anda yetişkin mi olacak?
    Fark edip düzeltmemiz gereken çok yanlışımız var…

  13. Her işi yapabilmek, marifetli olmak güzel, ama ailedeki diğer bireyleri rahatlığa alıştırıyor. Bunun sınırını koyabilmek lazım. Elinize sağlık.

  14. Herkes kendi sahnesinde güzel gözükür…
    Fazla emek başkasının rmarifetsizlesmesine neden olur..
    Hayatta en onemli şey dengede kalabilmek..

  15. Hepimiz rolümüzün hakkini vermeye calissak aslinda başkasinin rolüne girmeye ne zaman ve de baska imkan bulubiliriz. Dengeyi bozdugumuzda artik kendi rolümuzu unutuyor istesek de orda olamiyoruz.

  16. İnsan kendi rolününün dışına çıktığında ilişkide dengeler bozulmaya başlıyor. Bazen insan bunu unutup ”yapabilecek güzüm varken neden yapmayayım ki” diyebiliyor. Dengeleri değiştireceğinin farkında olmadan.

  17. İnsanın iyi niyetle başladığı her şey bir süre sonra görevi gibi algılanabilir, orada sınırı iyi çizmek gerekir.

  18. İnsanın iyi niyetle başladığı her şey bir süre sonra görevi gibi algılanabilir, orada sınırı iyi çizmek gerekir.

  19. Hepimiz rolümüzün hakkini vermeye calissak aslinda başkasinin rolüne girmeye ne zaman ve de baska imkan bulubiliriz. Dengeyi bozdugumuzda artik kendi rolümuzu unutuyor istesek de orda olamiyoruz.Ne yazik ki…

  20. İyi niyetle başlayan davranşın zamanla nasıda büyük bir probleme dönüşüyor.Demekki denge ve ölçü çok dikkate alınmalı.

  21. İlişkide denge, tarafların ortak çabalamasına bağlı değil midir?
    ne kadar doğru … Çabalamak kilit kelime bu olsa gerek günümüzde
    ne kadar da az rastlanan bir durum oldu.
    vazgeçmek, pes etmek, bırakmak ne kadar kolaya kaçan olduk.
    çok aydınlatıcı bir yazı kaleminize sağlık

  22. Yazınızı tekrar okuyunca yavaş yavaş neleri normalleştirdik diye düşünmeden edemedim. Zihni sorularla doldu.

  23. İnsanın bazen sadece iyi niyetinden yaptığı şeyler başına iş açabiliyor. Kime, neyi, ne ölçüde yaparsam yaptığımın kıymeti oluru bilmek insanı hakikaten hayal kırıklıklarından uzaklaştırıyor..

  24. Karşı tarafın yapması gerekeni, onun gevsekligine sebep olacak kadar ustlenmemek gerek. Rahatlığa sürüklediği gibi kıymet de bilmez olabiliyor. O yüzden destek olmak güzel, ama bir kıvamı olmalı:)

  25. insan sonra anlaşılmadığını hissediyor ve zalimleşmeye başlıyor ilişkilerinde. abla kardeş ilişkisinde de hakeza böyle dönüyor…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner